Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN !

1 Eylül 2008 Pazartesi 10 Yorum »

 

 

  DÜNYA BARIŞ GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN !

                                     __İkinci Dünya Savaşı diye bilinen İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşı, 1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya’yı işgaliyle başladı. Ardında elliikimilyon ölü, milyonlarca yaralı, sakat ve moloz yığını haline gelmiş kentler ile acı ve gözyaşı bıraktı. Mayıs 1945`de son buldu. İnsanlık tarihinin bu en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşının başladığı gün, yani 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak kabul edildi.

 

__Dünyanın bir çok yerinde yaşanmakta olan çatışmalar, savaşlar ve terör insanlığın geleceğini tehdit etmekte ve insanın en temel evrensel hakkı olan "yaşama hakkı"nı elinden almaktadır. Küresel eşitsizliğin yarattığı yoksulluk, yoksulluğun getirdiği açlık, açlığa eklenen savaş ve çatışmalar, artık dünyamızda olağan bir duruma gelmiştir.

 

__94,000′ den fazla 30 milimetrelik atık uranyumlu mermi ve 14,000′ den fazla büyük kalibreli atık uranyumlu toplar "Çöl fırtınası" operasyonu sırasında kullanıldı. Halen 300 ile 800 ton arasında atık uranyum Irak ve Kuveyt topraklarında duruyor. Pentagon, Bosna’da 18,000, Kosovada 31,000 atık uranyumlu mermi attığını kabul ediyor. Silahlardaki uranyumun % 70′i radyoaktif toz olarak insan vücuduna girmektedir. Bu nedenle hem savaş mağdurları hemde kullanan askerler radyoaktif silahların etkisine maruz kalmaktadırlar. Sadece Irakta 1991 körfez savaşı ve 2003 te ABD’nin Irağı işgali ile, ekomomik ambargo, kötü beslenme, sağlık hizmetlerinin yokluğu gibi nedenlerden 3,000,000 (üçmilyon)’a yakın Iraklı’nın öldüğü sanılıyor.

 

 

 

 

 

 

 __ Son 10 yılda yaşanan savaşlarda : 2 milyon çocuk hayatını kaybetti, 4,5 milyon çocuk sakatlandı, 12 milyon çocuk evsiz kaldı, 1 milyondan fazla çocuk ailesini kaybetti. Yaklaşık 300,000 çocuk dünyanın çeşitli yerlerinde savaşlara katılıyorlar.   Uganda ordusundan kaçan kız çocuklarında cinsel yolla bulaşan hastalıklar tespit edildi.  Kamboçya’da yaralı askerlerin %20’si 10-14 yaş gurubundaki çocuklardır.

 

__Barış’ın en büyük düşmanının silah üreticileri olduğu kanaatindeyim.                                                                                                                           2002 yılı verileriyle ülkemizde kişi başına bütçe harcamaları:
faiz 65.8 milyon lira,
silah 31.4 milyon lira,
kültür 307 bin lira,
sağlık 3.5 milyon lira,
eğitim 11.4 milyon lira,
tarımsal destek 3.2 milyon lira,
yatırım 8.8 milyon lira,
personel 33.7 milyon lira.

İnsanlık dünya barışı için daha ne kadar bedel ödeyecek ! ! 
Bu verilerle 2008 Dünya barış günümüz kutlu olsun ! !

                                                                       Aguclu66

 

 

KADINLARIMIZ

24 Ağustos 2008 Pazar 3 Yorum »

                  

 

                   __ KADINLARIMIZ __

__ Türkiyede İşsiz her 10 kişiden 7’si kadın.

__ İşgücü içerisindeki kadınların çok büyük bir bölümü niteliksiz ve ucuz işgücü olarak kullanılmakta, çok büyük oranda sendikasız, sigortasız çalıştırılmaktadır. 

__ Çalışan her 10 kadından 7’si ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır. Özellikle tarımın hakim olduğu kırsal bölgelerde çok yoğun olan bu çalışma biçimi kentlerde de ağırlık taşımaktadır.

__ Kayıt dışı işgücünün yine çok büyük bir kısmını kadınlar oluşturmaktadır. Gıda üretiminin yüzde 72’si, tekstil üretiminin yüzde 20’si, tarım üretiminin ise yüzde 30’u, kayıtdışı çalışan kız çocukları ve kadınlar tarafından sağlanıyor. 

__ Türkiye’de yaklaşık 12 milyon ev kadını vardır. Bu kadınlar “ev işi” olarak bilinen standart işlerin yanısıra, tekstil, kundura, dokuma gibi sektörlere çok ucuz işgücü olarak evden iş yapmaktadır.

__ Emekçi kadınlar ortalama erkeklerin yarısı kadar ücret almaktadır.

__ Kadınlar meslek edinmek istediklerinde öğretmenlik, hemşirelik gibi geleneksel olarak kendilerine ait rolleri ve ev işlerini yerine getirmelerini sağlayacak alanlara yönlendirilmektedir. Bazen üstü örtülü olarak, bazen de ilk öğretim ders kitaplarının içeriklerinde bile açıkça dışa vurulan bu yönlendirmelerin etkisiyle, zaman zaman kadınların kendilerinin de geleneksel cinsiyet rollerini yeniden üreten mesleki tercihler yaptıkları görülmektedir.  

__ Bütün kriz dönemlerinde hakları en önce gaspedilen, işsizlikle en önce karşılaşan emekçi kadınlardır.

__ Kadınların ev dışı çalışma yaşamına katılmalarını kolaylaştıracak, çocuk ve yaşlıların bakımını sağlayacak kurumsal destek sistemleri gibi olanaklar, yok denecek kadar azdır. Geçmişte kadınların mücadelesiyle elde edilen kimi yasal veya işyerleri ölçeğindeki kazanımlar da tek tek gaspedilmeye çalışılmaktadır. 

__ Okur yazar olmayan nüfusun yüzde 75’ini kadınlar oluşturmaktadır.

__ Türkiye’de evli kadınların yüzde 58’i eşlerinin fiziksel şiddetine maruz kalmaktadır. Eşleri tarafından cinsel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı ise yüzde 52’dir. 

__ Türkiye’de çok eşlilik özellikle kimi bölgelerde hâlâ varlığını korumaktadır. Evliliklerde ailelerin kararının belirleyiciliği (görücü usülü evlilik) hâlâ son derece yaygındır.

__ Dinci gericilik kadınların esaretini pekiştirmede ciddi bir rol oynamaktadır.

 

 

Devamı için tıklayınız »

KAYIP ÇOCUKLAR !

21 Ağustos 2008 Perşembe 12 Yorum »

                                 

    ___ KAYBOLAN YARINLAR__

   Emperyalizm ve kapitalizm’in sömürüye dayalı dünya düzeninde çocuklar, çocuklarımız yarınlarımız yok oluyor. Bugün sistemin görmezden geldiği bir kaç istatistiki bilgiyi sizlerle paylaşmak istedim.

__ Dünyada her yıl yarısı kız çocuğu olmak üzere 2,5 milyon çocuğun kaçırılarak satıldığı, 90 milyon çocuğun sokakta yaşadığı tahmin ediliyor. Milyar dolarlık ticaret olarak da kabul edilen çocuk ticaretinin en önemli kaynağı, bazı Afrika, Balkanlar ve Güneydoğu Asya ülkeleri. Dünyada kayıp çocuk riski yüzde 30, Türkiye’de ise bu oran yüzde 15. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın hazırladığı “Kayıp Çocuklar Raporu”, önlem alınmazsa Türkiye’deki riskin büyüyeceğini ortaya koyuyor.

 __ Türkiye’de kayıp çocuk sayısı Geçen yıl tüm kamu birimlerine 7.183 kayıp çocuk bildirildiği, yapılan çalışmalarla 6.350’sinin bulunduğu, 2007 yılı sonu itibariyle kayıp olduğu bilinen çocuk sayısının 833 olduğu ortaya çıktı. Emniyet rakamlarına göre 15 Ocak 2008 itibariyle ise kayıp olduğu bildirilen çocuk sayısı 1446. 
Bu rakamlara, organize suç örgütlerinin ikna ederek evinden götürdüğü ve kamu birimlerine bildirilmeyen “kayıt dışı çocuklar” dahil değil.

 __ Kayıp çocuk tanımı. Ailesinin bilgisi dışında herhangi bir nedenle evden uzaklaşmış, kaçmış, kaçırılmış ve bu nedenlerle hayatı tehlike altında olan, kendisinden haber alınamayan 0-18 yaş grubu çocuk diye tanımlanıyor.
 
 __Türkiye’de kayıp çocukların en fazla olduğu şehirler, büyük şehirler ve göç alan şehirler. Kayıp çocukları üçe ayırmak mümkün: Kendi rızası ile kaçanlar, rızası dışında kaçırılanlar ve istemeden de olsa yoksulluk ve benzeri gerekçelerle kaçanlar. Kaçan çocukların özenti, ebeveyn boşanması, kentleşememe gibi alt başlıkları; kaçırılan çocukların ise çocuk ticareti, dilencilik, organ mafyası ve cinsel sömürü gibi nedenleri var. Kayıp çocukları bekleyen sorunlar: Hastalık, uyuşturucu, şiddet ve cinsel istismar. Evden kaçan çocukların nedeni çoğunlukla erken evlilik, aileiçi şiddet, işsizlik, yoksulluk, şiddet, eğitimsizlik. Çocuklar kendi ayakları üzerinde duracak yaşa gelince aile ortamından (dolayısıyla dayak, kötü muamele ve sefaletten) kurtulma hayaline kapılıp, çareyi dışarda arıyor. Ailede iletişim eksikliği, ailesinden ilgi göremeyen çocukların çabuk kandırılmaya müsait olması, üvey anne-baba-kardeş sorunu, aile baskısı, kuşak çatışması, ensest ve taciz, kötü arkadaş, başarısızlık gibi sebepler de evden kaçan çocukların nedenlerindendir. İnternetin bilinçsiz kullanımı da çocuğun evden kaçma nedenleri arasında sayılıyor. Kaçırılan çocuklar ise evlenme vaadi, fuhuş, organ ticareti, uyuşturucu veya örgütte kullanmak ya da dilendirmek için kaçırılıyor.
 

__ Aranan ancak halen bulunamayan kayıp çocuk sayısının en fazla olduğu 24 ilin arasında 253 çocukla İstanbul ilk sırada. İstanbul’u Balıkesir (47), Bursa (42), Ankara (30), Şanlıurfa (29), Mardin (28), Kocaeli (25), Çanakkale (24), Tekirdağ (20), Osmaniye (18), İzmir (15), Niğde (15), Aydın (14), Hakkâri (14), Manisa (13), Çorum ve Tokat (12), Eskişehir, Kırklareli, Malatya, Mersin, Samsun (11), Batman ve Sakarya (10) izliyor.

__İstanbul’da kaybolan 253 çocuktan hiçbiri bulunamadı. Bursa’da kaybolan 439 çocuktan 42’si, Ankara’da 1006 çocuktan 30’u, Şanlıurfa’da 222 çocuktan 29’u, İzmir’de 642 çocuktan 15’i, Mardin’de 77 çocuktan 28’i bulanamadı. Balıkesir (47), Kocaeli (25), Tekirdağ (20), Niğde (15), Çorum (12), Tokat (12), Mersin (11), Samsun (11), Batman (10) ve Sakarya’da (10) da kayıp çocukların hiçbirinin izine rastlanamadı.

__En fazla kayıp çocuk ihbarı yapılan il Ankara oldu. Kayıp ihbarı yapılan 1006 çocuktan 976’sı bulundu, 30’u ise hâlâ aranıyor. Ankara’yı İzmir (642) ve Bursa (439) izliyor.

__Kayıp çocukta birinci sırayı 434’le Marmara Bölgesi alıyor. Bunu İç Anadolu, Güneydoğu, Karadeniz, Ege, Doğu Anadolu ve Akdeniz izliyor.

__Erken evlilikler nedeniyle özellikle kız çocuklarının biyo-psiko ve sosyal gelişiminin tamamlanmamış olması ve bununla birlikte çocuk sahibi olması. Kendi ergenlik sorunlarını halletmeden önce anne baba olan bu ailelerin çocuklarıda sorunlu olabiliyor.

__Ailede şiddetli geçimsizlik, işsizlik, yoksulluk, şiddet, eğitimsizlik gibi olumsuzluklar öncelikle çocukları etkiliyor. Bu çocuklar kendi ayaklarının üzerinde durabilecek yaşa geldikleri zaman bu aile ortamından, dayaktan, kötü muameleden ve sefaletten kurtulma hayallerine kapılarak çareyi dışarıda arıyor.

__Çocuk sayısı fazla olan ailelerde iletişim eksikliği meydana geliyor. Ailesinden ilgi göremeyen çocuklar çabuk kandırılmaya müsait oluyor.

__Tavizkâr, tutarsız ve baskıcı gibi bilinçsiz çocuk yetiştirme, Parçalanmış aile, özenme, macera hevesi, büyük-şehir cazibesi, para kazanma arzusu, ergenlik problemleri, kuşak çatışmaları, kardeş kıskançlıkları, kötü arkadaş, akıl sağlığı, maddi sorunlar ve köyden göç.

__Kaçırılmalar yuva ve yurtlardaki çocukların ihmal ve istismara maruz kalmaları Kaza ve doğal afetler, olumsuz televizyon program-ları ve özellikle mafya filmleri, katı baba otoritesi altındaki çocuklar kendisini kanıtlamak için suç ve terör örgütlerine girebiliyor.

__Sevgisizlik, katı tutum, toplumdan dışlanma ve okuldan itilmede çocuğu kaçmaya zorlayan nedenler arasında yer alıyor.

Ve bu bilgilerde gösteriyorki geleceğimiz olan çocuklar avuçlarımızdan kayıp gidiyorlar. 

 

                  __Sokak Çocuğu__

Sayfa no: YOK
Cilt no: YOK
Hane no: YOK
Ana adı?
Ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması asılı kalan çocuk varya,
bilyelerini rüyalarında unutan çocuk,
ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran çocuk
o benim işte , o benim abi
sahi, bir annem olmalıydı değilmi?
ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa
sahi abi, tadı nasıldı anne sütünün?
anneler nasıl okşar çocuklarını
anne kokusu nasıldır kimbilir?
ana ha?
bir anne çizebilirmisin benim için
karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına bir anne
unutulmuş çocukların ürkek avuçlarına bir anne
ve yanına beni eklermisini abi?
tıpkı sulu boya resimlerdeki gibi
sımsıcak…
Sahi abi, senin gözlerini kesmiyor değil mi
bir köprünün soğuk gergin ve karanlık bedeni …
sahi sen hiç seyrettin mi ay dedeyi bir köprünün altından?
üşüdün mü abi kayan bir yıldıza bakarken?
abi sen, abi sen? boşver…
gel boyat istersen ayakkabılarını
ben, aha şu ayakkabıların bağcıklarından asılıyorum yaşama
gel boyat ayakkabılarını
boyat da resmi çıksın
dostun, düşmanın tüm kaldırımlara
sayfa no: yok
cilt no: yok
hane no: yok
yokların varlığında tam göbek bağından yakalandın mı hiç yalnızlığa?
sahi bir de… bir de babam olmalıydı değil mi?
baba?
beni döveecek bir babam bile yok biliyor musun?
nasırlı ellerinde şefkat arayacağım bir insan
kim bilir bayramda neler alır babalar çocuklarına
unutmuşum !
Bayramlarınızda vardı sizin öyle değil mi
arefeleriniz…
bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı sonra
oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum
güneşe ve mehtaba…
yankısız, bestelenmemiş ve bestelenmeyecek
serseri ıslıklar…
bir babam olsaydı belki yeterdi
çocuk olurdum eskisi gibi
şımarırdım öylesine
boşver abi, kimin neyine bayram
kimin neyine hediye, baba kimin neyine abi
sahi senin düşlerin vardır
söylesene, göremedğini rüyanın düşünü kurarmısın
ahmet, bir düş görmüş geçenlerde
yorgun ve geç gelen bir gecede
utanırken anlattı, anlatırken utandı
bir ip bağlamış gök kuşağına
“bak ana uçurtmamı gördün mü
ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları?”
ahmetin düşü işte…
bana düşlerini kiralar mısın abi
bedava boyarım ayakkabılarını
bana düşlerini, düşlerini abi
boşver…
bak iyi parlayacak bu ayakkıbılar
en parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama
sen düşünme, sokaklar düşünsün beni
gazete manşetleri, 3. sayfa haberleri düşünsün
isimsiz bir damla gözyaşı düşünsün
sen beni düşünme, düşünme be abi
nasıl olsa ben olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla
basıyorum tüm kaldırımlara…
olmasa da annesi babası sokakların
sokak çocuğuyum işte
ben sokak çocuğuyum
kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde
ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan
oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya
işte o benim
o benim abi
o benim…

Not = şiir alıntıdır.           

 

17 AĞUSTOS DEPREMİ

16 Ağustos 2008 Cumartesi 9 Yorum »

 

Tarih 17 AĞUSTOS 1999

Yerin gökyüzüne, gökyüzünün yere küstüğü gün.
Sevgilerin, sevinçlerin, umutların,
Yarınların bittiği gün.
yarin yareninden ,
Babanın kızından,
Annenin oğuldan,
Sevginin sevgiliden ayrıldığı gün.
Kanla canla salladı beşik misali,
Ninni söyler gibi uğultular arasında.
Ölüm o gece,
Ansızın çöküverdi üzerlerine,
Bir celladı,
Bir azraili oluverdi,
Sevenlerin sevilenlerin.
Sevinemedi enkaz altından sağ çıkan,
Ne anne, ne baba, ne yar, nede yaren.
Çünki kalmıştı canının öbür yarısı,
Tonlarca ağırlığın altında,
O enkazın altında.
Saatler geçti,
Kimsecikler gelmedi yardıma.
Dişiyle, tırnağıyla aradı kazdı,
Elleri parçalanıncayadek.
Canını, cananını, yarini, yarenini
O enkazın altında.
Ama ne yapabilirdi yalnız bir başına,
O tonlarca moloz yığınına.
Acı gözyaşına dönüştü,
Gözyaşı tozla karıştı
Çamur oldu aktı toprağa.
Ve sonra günler geçti,
Geldiler yardıma.
Haykırdılar ! !
Artık mezar olan o moloz yığınına
"orada kimse varmı" "sesimi duyan varmı"
Kulaklar dinledi küçük bir ses, bir nefes,
Nasıl cevap versin sana ?
Ezilmiş bedeni, ezilmiş yüreğiyle,
Babasının kızı, annesinin oğlu,
Yarinin yareni.
Cevap veremezler artık, 
Çünki onlar yok artık..
                                  Aguclu66

 

Ben deprem yaşamadım. Herhangi bir yakınımıda depremde kaybetmedim.Adapazarı ve düzce depremlerinde, deprem sonrası enkaz çalışmalarında görev aldım.Depremin insanlarda yarattığı travmayı gördüm, yaşadım.Gözlerimin gördüğünü, yüreğimden geçenlerle harmanladım. ve bu şiir çıktı ortaya. 

 

 

 

 

İNSANLIK AYIBI KÖLELİĞİN KALDIRILMASI

2 Ağustos 2008 Cumartesi 10 Yorum »

Köleliğin kaldırılışının 137. yılı

"300 yıl boyunca, İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri, 12 milyon Afrikalıyı Atlantik’in öbür yakasına -Kuzey, Güney Amerika ve Karayipler’e köle emeği olarak çalıştırmak için taşıdılar. 18. yüzyıla kadar köle ticareti İngiliz ekonomisi açısından yaşamsal görülüyordu.
1807′de İngiliz Parlamentosu köle ticaretini yasakladı, köleliğin İngiliz sömürgelerinde yasaklanması ise 1834′ü buldu. Transatlantik köle ticareti, Karayip ve Amerikalar’dan Avrupa’ya ait tarım alanlarındaki emek ihtiyacını karşılıyordu"

15. yüzyılda Portekizli gezginler, Batı Afrika kıyısına ulaşarak altın ve fildişi ticaretine başladılar. Önceleri altın çıkarmanın bir aracı olarak köleciliğe başvuruldu. Daha sonra ise, Atlantik adası Madeira’da şeker tarlalarının açılmasıyla birlikte, Afrikalı köleler buraya aktarılmaya başlandı.

15-16. yy’da Portekiz ve İspanya, Kuzey ve Güney Amerika topraklarının büyük bölümünü ele geçirdiler. Yerli halkı madenlerde ve şeker tarlalarında çalışmaya zorladılar. Halkın çok geniş kesimleri, soykırımla birleşik olarak, Avrupalıların taşıdığı hastalıklardan ve ağır çalışma koşullarından kırıldı. Böylece var olan açığı kapatmak için, 1600′lerde Batı Afrika’daki sömürgelerden Brezilya’daki şeker tarlalarına köle ticareti başlamış oldu."

Binlerce hükümlü, siyasi tutuklu ve muhalifler, ucuz işgücü olarak Amerikalar’a gönderildi. İngiltere içindeki iş olanaklarında belli bir genişleme yaşanması üzerine, denizaşırı iş arayanların sayısı azaldı. 1650′den sonra, beyaz işgücü, yerini Afrika’nın köle emeğine bıraktı.

1650′de Portekiz, Hollanda, Norveç, Danimarka, İsveç ve Fransa’nın köle ticareti kervanına katılan İngiltere, 1670′te en büyük köle tüccarı haline geldi. Köleliğin kaldırıldığı 1807 yılına kadar bu konumunu korudu. Royal African Company bu süreçte önemli bir rol oynadı. Sadece İngiltere’nin 1660-1807 döneminde, Afrika’dan Atlantik’in öbür kıyısına sürüklediği Afrikalı köle sayısı 3.4 milyonu buldu. Bunlardan en az 450 bini okyanusu geçerken yolda öldü."

19.yy’a kadar Karayip sömürgeleri İngiliz İmparatorluğu’nun denizötesi ticaretinde merkez bir rol oynadı. Şekere yönelik talep hep yüksek olduğu için, en karlı iş olmayı sürdürdü. Şeker, çay, kahve ve çikolatanın tatlandırılmasında, yemeklerde ve ilaçlarda kullanılıyordu. 1750′de İngiltere genelinde şeker işleyen 120 rafineriden 20’si Bristol’deydi. 18.yy’da İngiltere’nin gelirlerinin yüzde 40′ı köleliğe dayalı ticaretten geliyordu.

20. yy’da ise, Afrika-Karayipli insanlar İngiltere’ye geldiklerinde ırk ayrımcılığıyla karşılaştılar.

Afrika kıtası ise bu süreçte baştan sona yıkıma uğratıldı, tıpkı Latin Amerika ve Kuzey Amerika’nın yerli halkları gibi. Avrupa’daki şeker, tütün, kahve, çikolata vb. tüketici talebini karşılamak için kurulan transplantasyonlarda, pek çok insan, ağır ve vahşi çalışma koşulları, yetersiz beslenme ve hastalık sonucu genç yaşta öldü. Çok sayıda kadın çocuk doğuramaz hale geldi. Özellikle Batı Afrika nüfusunda kitlesel ölçekte azalmalar, ekonomide geri kalmışlık ve sefalet yaşandı, halen de yaşanıyor. Transatlantik köle ticaretinin bir sonucu olarak, bugün Karayipler, Kuzey ve Güney Amerika’da milyonlarca Afrikalı yaşıyor.

 NEW YORK - ABD’de, köleliğin kaldırılmasından
137 yıl sonra, kölelerin soyundan gelen 35 milyonluk Afro-Amerikan toplumu adına ilk toplu tazminat davası açıldı. Tarihe geçmeye aday gösterilen dava başvurusu, dört siyah tarafından, kölelikten haksız kazanç sağladığı iddia edilen üç şirkete karşı, New York’ta yapıldı.
Ataları köle olarak çalıştırılan siyahlar adına tazminat talep edilen 21 sayfalık iddianamede şu ifadeler yer aldı: "Kölelik, Afrikalıları yaşama hakkı, özgürlükleri ve kültürel miraslarının yanı sıra emeklerinin karşılığını almaktan da, ‘ahlaki ve insani olmayan’ bir biçimde mahrum bırakmıştır…"

Satıldığımızı hatırlayacaklar, ama güçlü olduğumuzu hatırlamayacaklar. Satın alındığımızı hatırlayacaklar, ama cesur olduğumuzu hiç hatırlamayacaklar.
1937, William Prescott, eski köle Afro-Ameri

Not = alınteri, radikal ve aguclu karma yazısıdır.

 

YAŞAMA BAKIŞ AÇISI !

23 Temmuz 2008 Çarşamba 7 Yorum »

         

  YAŞAMA  BAKIŞ  AÇISI !

 

Günümüzde insanlar açgözlü ve doyumsuz,
bunun üzerine güzel bir hikâye.

 Amerikalı bir işadamı, Meksika’nın Küçük bir kıyı kasabasında, bir iskelede durmuş denizi seyrederken, içinde tek bir balıkçı bulunan küçük bir tekne kıyıya yanaşır. Teknede bir kaç tane büyük sarı yüzgeçli ton balığı vardır. Amerikalı, Meksikalıyı balıklarının kalitesi için över ve bu balıkları tutmasının ne kadar sürdüğünü sorar.

Meksikalı cevap verir  “çok az”. O zaman Amerikalı neden denizde daha uzun kalıp daha fazla balık tutmadığını sorar. Balıkçı, ailesinin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar balık tuttuğunu söyler. O zaman Amerikalı şöyle sorar: “Peki geriye kalan zamanında ne yapıyorsun?”  Balıkçı şöyle der “geç yatarım, biraz balık tutarım, çocuklarımla oynarım. Sonra her akşam kasabanın merkezine iner, dostlarımla biraz şarap yudumlarım ve gitar çalarım.” “Dolu ve meşgul bir hayatım var bayım.” der.

Amerikalı küçümser bir tavırla dalga geçer, “ Harvard’dan Mastır derecem var ve sana yardım edebilirim. “Balık tutmak için daha fazla zaman ayırmalısın,” ve “kazandıklarınla daha büyük bir tekne almalısın.”  “Bu büyük tekneyle kazanacağın paralarla birçok tekne alabilirsin.”  “Sonunda bir balık teknesi filosuna sahip olursun !”  “Tuttuğun balıkları bir aracıya satacağına doğrudan onları işleyen kişilere satarsın” ve “nihayetinde kendi fabrikanı açarsın.” “Ürünü, üretimi ve dağıtımı sen yaparsın.” Sonra bu küçük kıyı kasabasını terk edip, kendine ait bir firmayı işleteceğin büyük şehirlerden ( Los Angelas, New York city, Mexico City ) birine taşınırsın.

Balıkçı şöyle sorar: “peki bayım, tüm bunlar ne kadar zaman alacak?” on beş veya yirmi yıl. Peki, sonra ne olacak bayım? Amerikalı güler ve şöyle der… Hikâyenin en güzel kısmı bu. Zamanı geldiğinde şirket hisselerini halka satarsın ve çok zengin olursun… Milyarların olur! Balıkçı, milyarlar mı bayım?  Peki, sonra ne olacak? Amerikalı şöyle der “ sonra emekli olursun ve geç yatacağın, biraz balık tutacağın, torunlarınla oynayacağın, karın Maria ile sista yapacağın ve akşamları kasabanın merkezine inip dostlarınla şarap yudumlayacağın ve gitar çalacağın küçük bir sahil kasabasına yerleşir, ömrünün geri kalanını mutlu bir şekilde yaşarsın ! ! !

 

 

 

 

 

                                                                                              

SİVAS KATLİAMI NIN YILDÖNÜMÜ

5 Temmuz 2008 Cumartesi 20 Yorum »

 

      ATEŞİN  GÖZYAŞLARI  ! ! !        

 

Sivas Katliamı veya Sivas Madımak Olayı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 33 Alevi yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir.

Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pek çok aydının yanı sıra Aziz Nesin bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti.

2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.

Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000′e ulaşan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000′e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak oteli tutusturalan perdelerler ve alt kattaki bulunan esyalarla birlikte yakildi otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.

Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Gene olaylar sırasında Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.

Olaydan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190′a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124′ü hakkında "laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma" suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994′te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15′er yıl, 3 sanık hakkında 10′ar yıl, 54 sanık hakkında 3′er yıl, 6 sanık hakkında 2′şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını "taraflı, hukuka ve adalete aykırı" olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın "Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu" belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

28 Kasım 1997′de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idama ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına mahkûm edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998′de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000′de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.

Sanıkların avukatlığını Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlendi ve bakanlığı sırasında onları hapisanede ziyaret etti.

Geçen bu zaman zarfı içerisinde sanık sayısı tahliyelerle 33′e düştü. Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve Yargıtay’ın 1997′deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamamıştır.
Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davadır.

Hayatını kaybedenler
Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu’nun eşi
Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
Gülender Akça - 25 yaşında
Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar
Ahmet Alan - 22 yaşında
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci
Sehergül Ateş - 30 yaşında
Behçet Aysan - 44 yaşında, şair
Erdal Ayrancı - 35 yaşında
Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar
Belkıs Çakır- 18 yaşında
Serpil Canik - 19 yaşında
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası
Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
Serkan Doğan - 19 yaşında
Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi
Murat Güneş,Murat Gündüz - 22 yaşında
Gülsüm Karababa -22 yaşında
Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya - 12 yaşında
Menekşe Kaya - 17 yaşında
Handan Metin - 20 yaşında
Sait Metin - 23 yaşında
Huriye Özkan - 22 yaşında
Yeşim Özkan - 20 yaşında
Ahmet Öztürk - 21 yaşında
Ahmet Özyurt - 21 yaşında
Nurcan Şahin - 18 yaşında
Özlem Şahin - 17 yaşında
Asuman Sivri - 16 yaşında
Yasemin Sivri - 19 yaşında
Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
İnci Türk - 22 yaşında
Kenan Yılmaz - 21 yaşında

 

 


YANSITMAK VE EYLEM

14 Haziran 2008 Cumartesi 8 Yorum »

             

          YANSITMAK VE EYLEM

  

   Zengin ve fakir ülkeler
   Arasındaki fark,
   Ülkelerin yaşı değildir.
   Mesela
   Hindistan ve Mısır gibi ülkelerin
   İki bin yıldan fazla
   Geçmişi vardır
   Ve fakirdirler.
   Öbür taraftan
   Kanada, Avustralya ve yeni Zellanda gibi
   Yüzeli sene önce
   İsimleri bile bilinmeyen ülkeler
   Kalkınmış ve zengin ülkelerdir.
   Doğal kaynakların
   Var olup olmaması da
   Zengin ülke
    Fakir ülke
    Arasındaki farkı yaratmaz ! !
    Japonya
    Ufacık bir adaya sıkışmış, % 80 arazisi
    Tarıma ve hayvancılığa uygun olmayan bir ülkedir.
    Ama aynı zamanda
    Dünyanın ikinci büyük ekonomisidir.
    Ülke adeta bir, bir yüzer fabrika gibidir.
    Bütün dünyadan ham madde ithal eder,
    Sonra bütün dünyaya
    Bitmiş ürün ihraç eder.
    Diğer bir örnek,
    Kakao yetiştiremeyen ancak dünyanın en
    Kaliteli çikolatasını üreten İsviçre‘dir.
    Dört ay sürse de
    Kısa yaz döneminde
    Toprağı da ekerler, hayvancılıkta yaparlar.
    Bu yetersizlikte bile ürettikleri süt ürünleri
    En iyi kalitededir.
    Bu ufak ülke güvenli, düzenli ve
    Çalışkan ülke imajı sayesinde
    Dünyanın para kasası olmayı da başarmıştır. 
    Irk ve deri rengi de önemli değildir.
    Kendi ülkelerinde
    Tembel olarak tanınan kişiler
    Aslında zengin Avrupa ülkelerinin
    Arkasındaki
    Ana üretici güçtür.
    Peki…
    O zaman aradaki fark
    Nereden gelmektedir?
    Fark;
    Uzun yıllardır kültür ve eğitim ile
    İçlerine işlenen
    Değişik bakış açısıdır.
    Zengin ve kalkınmış ülke insanlarının
    Davranışını incelediğimizde,
    Büyük bir çoğunluğun şu prensiplere
    Kalben inandığını görüyoruz…
    1-      Temel ahlaki kurallar
    2-      Dürüstlük
    3-      Sorumluluk
    4-      Kanun ve kurallara saygı
    5-      Başkalarının haklarına saygı
    6-      Çalışkanlık
    7-      Tasarruf ve yatırıma inanç
    8-      İrade
    9-      Dakiklik
    Geri kalmış ülkelerde
    Nüfusun küçük bir azınlığı
    Bu prensiplere inanmaktadır.
    Biz
    Doğal kaynaklarımızın olmadığı için
    Veya
    Doğa bize karşı zalim davrandığı için
    Fakir değiliz.
    Biz,
    Doğru bakış açısına sahip
    Olmadığımız için
    Fakiriz.
    Zengin ve kalkınmış ülkeleri
    O noktaya getiren,
    işlevsel prensiplere uymak ve bunları
    Çocuklarımıza öğretmek
    Azmimiz olmadığı için
    Hala fakiriz.
    Bu prensipleri ne zaman benimsersek
    O zaman
    Düze çıkarız…

         NOT =  Yazı alıntıdır. ( üzerinde birkaç değişiklik yaptım )

 

 

 

 

Teknolojinin faydaları !!

4 Haziran 2008 Çarşamba 2 Yorum »

                           

                   Teknolojinin insan hayatına kattıkları elbetteki yadsınamaz ama ben bizden aldıklarının da irdelenip tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Hatta hiçte basite almamak gerekir. Özellikle aileler bu konuda daha dikkatli olmalıdırlar. Bir aile günün birkaç saatini ancak bir arada geçirdiğini düşünürsek, sadece akşam yemeklerinde göz göze gelip sohbet edebiliyorlar. ( tabi bunuda yapabiliyorlarsa ). Yemekten hemen sonra televizyon ve bilgisayar, taaki yatana kadar. Aile bireylerinin kendisine ve birbirlerine ayırmaları gereken zamanın televizyon ve bilgisayara harcamalarının faturasının karşılığı, bireylerin birbirlerinden uzaklaşması gibi ağır bedeller olabiliyor.

                    Sonuç olarak sistemin yaratmak istediği toplumda bireyin yalnızlaşması ve tüketim toplumu olma yönüne doğru hızla gidiyor oluşumuz.

 

 

 

 

 

 

NAZIM DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN !!

3 Haziran 2008 Salı Yorum yok »

            

         Usta şair, büyük üstat Nazım HİKMET RAN bizden ayrılışının kırk beşinci yılında (3 haziran 1963)  seni saygı, sevgi ve mutlulukla anıyorum.

        Mutluluk dedim çünki seni yaşamında vatan haini ilan edenler, bir avuç toprağı çok görenler, bugün sana ve senin eserlerini sahiplenmek için adeta yarışıyorlar.

        Nazım, yaşamında bizlere sundukların, yaşama dair katkıların, insanlığa ve dünyaya sundukların adına,

       iyiki varoldun, İyiki varsın…..

        

 Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala
Amerikan halkının yarı sömürgesiyiz, dedi nazım Hikmet
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala.
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran putonlarla,
Bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında amiral Vilyamson’un
66santimetre karede gülüyor,ağzı kulaklarında,Amerikan amirali
Amerika bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
Amerikan emperyalizmininyarı sömürgesiyiz, dedi hikmet
Nazım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala.
 
Evet, vatan hainiyim,siz vatanperverseniz, siz yurt severseniz, benyurt hainiyim
Ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
Kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerinizse vatan,
Vatan şose boylarında gebermekse açlıktan,
Vatan,soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
Fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
Vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
Vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
Ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
Vatan, Amerikan üstleri,Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
Vatan, kurtulmaksa kokmuş karanlığınızdan,
Ben vatan hiniyim.
Yazın üç süyün üstünekapkara haykıran putonlarla :
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala…  

 

 

 

  

Sayfalar : [1] 2


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.