Zaman Akıp Gidiyor=DD
4 Kasım 2007 Pazar

11 Ekim 2007 Perşembe
Pek saf bir karı koca çocukları olmadığı
için hocaya gitmişler.Hoca büyü için
hanımla ilişki kurmam gerek demiş.
Hafifçe ilişkide çocuk memur olur,
biraz ilerletirsem mühendis olur, tam
ilişkide doktor olur,demiş. Çok şaşıran
ama çaresiz kalan karı koca düşünmüs
taşınmış, çocuğumuz olsunda memur olsa da
olur demişler.
Hoca kadını içeri almış.Soyunmasını
söylemiş.
Hoca kadının çok güzel olduğunu görünce
kendini kaptırmış.Kadın hocanın tam
ilişkiye geçmeye çalıştığını görünce
telaşla "aman hoca efendi biz memur
istiyorduk" demiş.Kendinden geçen
hoca gürlemiş:"Çocuğun istikbaliyle
oynama be kadın!":D:D:D
11 Ekim 2007 Perşembe
Temel annesi ve babası seyahate gider.
Fakat otelde boş yer yoktur. Otelci
onlara ilerde bulunan çıplaklar kampını
tavsiye eder. Başka çareleri olmayınca
oraya giderler. Birazdan Temel koşa koşa
gelir ve annesine sorar:
- Anne neden bazı kadınların goğüsleri
büyük bazılarının küçüktür?
- Oğlum büyük göğüslüler aptaldır, küçük
göğüslüler akıllıdır ondan.
Temel gider ve birazdan koşarak gelir:
- Anne neden bazı erkeklerin organı
büyük bazıların küçüktür?
- Oğlum organı büyük olanlar akıllıdır,
küçük olanlar aptaldır.
Temel biraz düşünür ve annesine cevap verir:
- Biraz önce babamı aptal bir kadınla
oynarken gördüm ve git gide akıllanıyordu.:D:D:D
11 Ekim 2007 Perşembe
Nihayet Mars’a insanlı ilk uzay uçusu
gerçekleşir ve uzay aracı gezegenin yüzeyine
yumuşak iniş yapar. Görevli astronot dışarı
çıkar ve atmosfer yapısını kontrol eder.
Aa, Mars’ta da soluk almaya elverişli bir
atmosfer vardır. Uzay elbisesini ve başlığını
çıkarır.. Ormanlarla çevrili yemyeşil bir
vadidir burası…
Bir müddet yürüdükten sonra, çayırın ortasında
beyaz çitlerle çevrilmiş çok şirin bir ev
görür. Ön kapıya yönelir ve kapının açık
olduğunu farkedince içeri süzülür. Kulak
kabartınca, mutfak tarafından sesler
geldiğini farkeder, seslerin geldiği
tarafa doğru ilerler. Şu ise bak!
Astronotun daha önce hiç görmediği
güzellikte sarışın bir kadın ocağın
başında durmuş elindeki kepçeyle bir kazanı
karıştırmaktadır. Kadın kepçeyle karıştırdıkca
kazandan fokurtular ve buharlar yükselmektedir.
Durumu bir müddet seyreden astronot nihayet
konuşsmaya başlar:
- "Merhaba Marslı… Ben dünyadan geliyorum..
Sen ne yapıyorsun burada böyle?" Kadın
ona doğru döner ve gülümser:
- "Merhaba dünyalı.. Mars’a hoşgeldin..
Gördüğün gibi ben burada bebek yapıyorum.."
- "Ne? bebek mi yapıyorsun ? Nasıl yani?"
- "Bak gör.." der kadın ve kazanı karıştırmaya
devam eder… Nihayet fokurtular iyice yükselince
kadın kepçeyi kazana son bir kez daldırır ve
kazanın içinden bir bebek çıkarır..
Anlaşılan Marslılar bu şekilde bebek
yapmaktadırlar.
- "Çok şaşırtıcı..ama biz dünyada bebekleri
böyle yapmayız…. " der astronot.
Kadın - "Oyle mi?" Peki dunyada bebekler
nasıl yapılıyor?" diye sorunca astranotun
gözleri parlar:
- "Gel yatak odasına gidelim ,sana dünyada
nasıl yapıldığını göstereyim.. "Yarım saatlik
müthiş bir deneyimden sonra astranot arkasına
yaslanıp sigarasını yakinca Marslı kadın
şaşkın bakışlarla sorar:
- "Eee, hani bebek nerde?"
- "Ohooo.. bebeğin gelmesi dokuz ay alır…."
der astronot…
- "Eee, kaşığı niye çıkardın o zaman?
Karıştırmaya devam etsene.."


11 Ekim 2007 Perşembe
New York`tan Los Angeles’a giden uçakta cingöz bir avukat ile sarışın bir hanım yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanımla yakınlaşmak, hem de hoşca vakit geçirmek için bir oyun teklif ediyor. Kabul görünce oyunu anlatıyor:
- Size bir soru soracağım, cevabı bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz, sonra siz soracaksınız bilemezsem ben size 50 dolar vereceğim.
Ve ilk soruyu soruyor:
- Ay ile dünya arasındaki uzaklık ne kadardır?
Kadın tek söz söylemeden çantasından 5 dolar çıkarıp adama uzatmış.
Soru sorma sırası sarışına gelmiş:
- Tepeye 3 ayakla tırmanıp 4 ayakla asağı inen şey nedir?
Adam dakikalarca düşünmüş. Yanıtı bulamamış… Cüzdanından 50 dolar çıkarıp kadına uzatmış. Kadın parayı kibarca alıp çantasına koyarken avukat merakla sormuş:
- Cevap ne?
Kadın tek kelime etmeden çantasını açmış ve 5 dolar çıkarıp adama uzatmış.
11 Ekim 2007 Perşembe
Artık devir değişti ve değişen devir annelerimizide değiştirmeye başladı
Alttaki resimde ne dediğimi anlıyacaksınız…

14 Eylül 2007 Cuma
Yatmadan önce her türlü önlemi alıp çişini de yapıyor,
ama gece yine yatağını ıslatıyormuş.Sonunda canına
tak etmiş ve soluğu psikologda almış.
Doktor hastasını önce telkin ederek uzanıp rahat
etmesini sağlamış ve terapisine başlamış;
- Eveeet… şimdi anlatın bakalım.Her gece
yatağınızı nasıl ıslatıyorsunuz?
- Valla doktorcuğum, yatmadan önce çişimi
yapıyorum ve yatağa yatıp uyuyorum.
- Ee? gayet güzel devam edin.
- Uyuduktan bir süre sonra rüya görmeye başlıyorum.
- Peki nasıl bir rüya görüyorsunuz?
- Rüyamda yeşil, küçücük bir adam geliyor ve
bana ;"-Çişini yaptın mı?"diye soruyor.
Ben de; "-Hayır yapmadım." deyince ;"-Hadi bakalım,
öyleyse şimdi yap!" diyor, ben de yapıyorum.
- Hımmm… Tamam anlaşıldı. Şimdi evinize gidin.
Bu gece yine çişinizi yapıp yatın. O yeşil küçük
adam gelip size "-Çişini yaptın mı?" diye
sorarsa siz de "-Evet! Yaptım!." diye yanıtlayın
ve yatağınızı ıslatmaktan kurtulun.
Bu reçeteyi alan hastamız eve gider.Yatma vakti
gelince çişini yapar ve yatağa yatar.Kısa bir
süre sonra uyuyup rüya görmeye başlar ve yeşil
küçük adam gelir, bizimkine sorar;
- Çişini yaptın mı ?
- Evet! Yaptım!
- Ya büyüğünü?
- I-ıh yapmadım.
- Hadi bakalım,öyleyse şimdi yap…



14 Eylül 2007 Cuma
doktora getirir hastayı köylüler. Koca devletin
koca doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve
köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini
söyler köylülere. Köylüler tabi ‘tamam dohtor bey’
diyip köye giderler. Köydeki herkese sorarlar, en
bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez.
Bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya.
Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. Bunun
üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna
telefon etmeye karar verir Ama kimse buna yanaşmaz.
Neyse durumun vahameti üzerine muhtar aramayı kabul
eder. Bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar,
"Biz ne yapacağımızı bilemedik dohtor bey" falan der
işte. Karşıdan doktor bir şeyler söyler. Muhtar döner
arkasına: "Makattan verin dedi dohtor" der.
Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini
yollayıp sordururlar falan, ama makat ne bilen yoktur
yine.Hasta işe gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyor.
İhtiyar meclisi toplanır. Son çare, doktorun bir kez daha
aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez
doktoru. Nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun
başına geçer, ama bi yandan söylenmektedir:
"Çok kızacak dohtor çok!!!" diye.
Sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor bir
şeyler söyler yine. telefondaki köylü, yüzü allak bullak,
arkasını döner:"Çok kızacak demiştim; götüne
sokun dedi" der



10 Eylül 2007 Pazartesi
Bi kaç dakika geçmiş Haydar kalkmış yerinden
-Kadir abi birazdan kız arkadaşım gelecek geçerken bir selam verir misin ya karizma olur. Demiş.
Kadir İnanır:
-Tamam olur. Demiş.
ardından adam dayanamamış kalkmış yerinden yine
-Kadir abi be yanımızdan geçerken selam verip iki muhabbet eder misin ya çok sağlam karizma yaparız demiş.
Kadir İnanır:
-iyi tamam hadi geç otur yerine, ben giderken uğrarım sizin masaya demiş.
Adamın kız arkadaşı gelmiş, oturmuşlar muhabbet ederken Kadir İnanır gelmiş
-Haydar naber abi? Demiş.
Haydar cevap vermiş:
-Ya Kadir Allah aşkına bi git ya başımızdan senLe mi ugrasicam simdi …
9 Eylül 2007 Pazar
aksilik ya, o gün de Türkiye’ye uçacak..
Kara kara düşünürken yolda bi pasaport bulmasın mı..
Hemen almış yerden, bi bakmış ki Leanardo di
Caprio’nun pasaportu.. "Ne olursa olsun" demiş
ve şansını denemeye karar vermiş, çıkarmış
Leonardo’nun fotoğrafını, kendi fotoğrafını
yapıştırmış.. Uçmuş Türkiye’ye, Atatürk
Hava Limanında görevli gümrük memuru olan
Temel’in karşısına geçmiş.. Temel almış
pasaportu, adamın ismine bakmış: "Leonardo di
Caprio", fotoğrafa bakmış, bi zenci, adama
bakmış aynı zenci.. Bi kaç şaşkın bakıştan
sonra öbür masaya seslenmiş,
"Ula Cemal, bu Titanik batmış mıydı, yanmış
miydi????"
aksilik ya, o gün de Türkiye’ye uçacak..
Kara kara düşünürken yolda bi pasaport bulmasın mı..
Hemen almış yerden, bi bakmış ki Leanardo di
Caprio’nun pasaportu.. "Ne olursa olsun" demiş
ve şansını denemeye karar vermiş, çıkarmış
Leonardo’nun fotoğrafını, kendi fotoğrafını
yapıştırmış.. Uçmuş Türkiye’ye, Atatürk
Hava Limanında görevli gümrük memuru olan
Temel’in karşısına geçmiş.. Temel almış
pasaportu, adamın ismine bakmış: "Leonardo di
Caprio", fotoğrafa bakmış, bi zenci, adama
bakmış aynı zenci.. Bi kaç şaşkın bakıştan
sonra öbür masaya seslenmiş,
"Ula Cemal, bu Titanik batmış mıydı, yanmış
miydi????"

