Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Agidolog

11 Eki

Çinli MP3 çalardan kaybolan ekran!

Tanınmamış Çinli bir firma olan ‘Ocean Leader Development’, yeni geliştirdiği MP3 çalarındaki ekranla tanınmayı amaçlıyor.

OL-18H adlı medya oynatıcının en önemli özelliği Sony Ericsson z610i telefonun dış ekranı ile benzerlik gösteren ‘magic mirror’ adı verilen 1.8 inçlik kullanılmadığında kaybolan ekranı.

MP3 ve WMA ses dosyalarını ve MPV, MPEG-1/2, AMV video dosyalarını çalabilen OL-18H’da dahili hoparlör ve FM radio özelliği de bulunuyor. Aynı zamanda ses kayıt özelliği de bulunan cihaz kırmızı, mavi, siyah ve gümüş renklerde geliyor.

Hafızası hakkında bilgi verilmeyen ürünün halka açıklanmış bir fiyatı da bulunmuyor.

11 Eki

İstikbal =DDDD

Pek saf bir karı koca çocukları olmadığı

için hocaya gitmişler.Hoca büyü için

hanımla ilişki kurmam gerek demiş.

Hafifçe ilişkide çocuk memur olur,

biraz ilerletirsem mühendis olur, tam

ilişkide doktor olur,demiş. Çok şaşıran

ama çaresiz kalan karı koca düşünmüs

taşınmış, çocuğumuz olsunda memur olsa da

olur demişler.

Hoca kadını içeri almış.Soyunmasını

söylemiş.

Hoca kadının çok güzel olduğunu görünce

kendini kaptırmış.Kadın hocanın tam

ilişkiye geçmeye çalıştığını görünce

telaşla "aman hoca efendi biz memur

istiyorduk" demiş.Kendinden geçen

hoca gürlemiş:"Çocuğun istikbaliyle

oynama be kadın!":D:D:D

11 Eki

Çıplaklar Kampı=))))

Temel annesi ve babası seyahate gider.

Fakat otelde boş yer yoktur. Otelci

onlara ilerde bulunan çıplaklar kampını

tavsiye eder. Başka çareleri olmayınca

oraya giderler. Birazdan Temel koşa koşa

gelir ve annesine sorar:

- Anne neden bazı kadınların goğüsleri

büyük bazılarının küçüktür?

- Oğlum büyük göğüslüler aptaldır, küçük

göğüslüler akıllıdır ondan.

Temel gider ve birazdan koşarak gelir:

- Anne neden bazı erkeklerin organı

büyük bazıların küçüktür?

- Oğlum organı büyük olanlar akıllıdır,

küçük olanlar aptaldır.

Temel biraz düşünür ve annesine cevap verir:

- Biraz önce babamı aptal bir kadınla

oynarken gördüm ve git gide akıllanıyordu.:D:D:D

11 Eki

Karıştırmaya Devam Et=DDD

Nihayet Mars’a insanlı ilk uzay uçusu

gerçekleşir ve uzay aracı gezegenin yüzeyine

yumuşak iniş yapar. Görevli astronot dışarı

çıkar ve atmosfer yapısını kontrol eder.

Aa, Mars’ta da soluk almaya elverişli bir

atmosfer vardır. Uzay elbisesini ve başlığını

çıkarır.. Ormanlarla çevrili yemyeşil bir

vadidir burası…

Bir müddet yürüdükten sonra, çayırın ortasında

beyaz çitlerle çevrilmiş çok şirin bir ev

görür. Ön kapıya yönelir ve kapının açık

olduğunu farkedince içeri süzülür. Kulak

kabartınca, mutfak tarafından sesler

geldiğini farkeder, seslerin geldiği

tarafa doğru ilerler. Şu ise bak!

Astronotun daha önce hiç görmediği

güzellikte sarışın bir kadın ocağın

başında durmuş elindeki kepçeyle bir kazanı

karıştırmaktadır. Kadın kepçeyle karıştırdıkca

kazandan fokurtular ve buharlar yükselmektedir.

Durumu bir müddet seyreden astronot nihayet

konuşsmaya başlar:

- "Merhaba Marslı… Ben dünyadan geliyorum..

Sen ne yapıyorsun burada böyle?" Kadın

ona doğru döner ve gülümser:

- "Merhaba dünyalı.. Mars’a hoşgeldin..

Gördüğün gibi ben burada bebek yapıyorum.."

- "Ne? bebek mi yapıyorsun ? Nasıl yani?"

- "Bak gör.." der kadın ve kazanı karıştırmaya

devam eder… Nihayet fokurtular iyice yükselince

kadın kepçeyi kazana son bir kez daldırır ve

kazanın içinden bir bebek çıkarır..

Anlaşılan Marslılar bu şekilde bebek

yapmaktadırlar.

- "Çok şaşırtıcı..ama biz dünyada bebekleri

böyle yapmayız…. " der astronot.

Kadın - "Oyle mi?" Peki dunyada bebekler

nasıl yapılıyor?" diye sorunca astranotun

gözleri parlar:

- "Gel yatak odasına gidelim ,sana dünyada

nasıl yapıldığını göstereyim.. "Yarım saatlik

müthiş bir deneyimden sonra astranot arkasına

yaslanıp sigarasını yakinca Marslı kadın

şaşkın bakışlarla sorar:

- "Eee, hani bebek nerde?"

- "Ohooo.. bebeğin gelmesi dokuz ay alır…."

der astronot…

- "Eee, kaşığı niye çıkardın o zaman?

Karıştırmaya devam etsene.."

11 Eki

5 Dolar

New York`tan Los Angeles’a giden uçakta cingöz bir avukat ile sarışın bir hanım yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanımla yakınlaşmak, hem de hoşca vakit geçirmek için bir oyun teklif ediyor. Kabul görünce oyunu anlatıyor:

- Size bir soru soracağım, cevabı bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz, sonra siz soracaksınız bilemezsem ben size 50 dolar vereceğim.

Ve ilk soruyu soruyor:

- Ay ile dünya arasındaki uzaklık ne kadardır?

Kadın tek söz söylemeden çantasından 5 dolar çıkarıp adama uzatmış.

Soru sorma sırası sarışına gelmiş:

- Tepeye 3 ayakla tırmanıp 4 ayakla asağı inen şey nedir?

Adam dakikalarca düşünmüş. Yanıtı bulamamış… Cüzdanından 50 dolar çıkarıp kadına uzatmış. Kadın parayı kibarca alıp çantasına koyarken avukat merakla sormuş:

- Cevap ne?

Kadın tek kelime etmeden çantasını açmış ve 5 dolar çıkarıp adama uzatmış.

11 Eki

Süper Anne =D

Artık devir değişti ve değişen devir annelerimizide değiştirmeye başladıAlttaki resimde ne dediğimi anlıyacaksınız…

10 Eki

Zamansız Zamanlarda

Bu yazıyı kashna.com da gördüm çok beğendim sizinde beğeneceğinizi düşünüyorum:)

Zamansız Zamanlarda

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
 İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
 Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın dedi.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı;
ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıklarını hep güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bugününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dün de bugün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğeriyle düne yapıştı.
Bugünü eline yüzüne bulaştırdı… Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da hep yaşadı;
 ama bugünü hiç yaşayamadı. Ne yarın ne de dün!

(Alıntı:Kashna.Com)

 

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.