Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Agidolog

10 Kas

Google’da zirveye tırmanmanın yolları

Google aramalarında en üst sıralarda yer alabilmek için bilmeniz gerekenler

Web’de popülerliğe ulaşmanın en kısa yolu şüphesiz "Google ile dost olmaktan" geçiyor. Eğer Google’a yazılan arama kelimeleri ziyaretçilerin karşısına sizin sitenizi çıkarıyorsa, başarıya veya kazanca ulaşmanız çok kolay olabiliyor. İster naçizane bir blog yayınlayın, isterseniz yurt dışında hayata geçirilmiş dahiyane bir fikri Türkiye’ye getiren dev alışveriş sitesi… Web’in altın kuralı, yapılan aramalarda mümkün olduğunca çok ziyaretçinin karşısına çıkmak. Zira geniş kitlelere hitap etmek istiyorsanız adresinizi insanların aklına kazımalı ya da kolay bulunabilir olmalısınız.

Kurucusu Larry Page’in tabiriyle "dünya üzerinde var olan bilgiyi düzene sokmak" misyonuyla yola çıkan Google, bugün bilgiden öte ticaret ve iletişimi de belirli bir düzene sokmuş durumda. Artık Türkiye’nin de içinde olduğu birçok ülkenin ticaret sahasında top koşturmak istiyorsanız, öncelikle kendinize "ilk onbirde" yani Google sonuçlarında yer bulmanız gerekiyor. 10 numaralı formayı kapabilmek ise hayli zor. Milyonlarca web sitesi, değişik anahtar kelimelerle yapılan Google aramalarında ilk sıralarda görüntülenmek için kıyasıya yarışıyor. Doğru fikirlere odaklanmış web sitelerinin yüksek miktarlarda gelir elde ettiğini ve astronomik rakamlarla el değiştirdiğini düşünecek olursak Google araması çok stratejik bir noktada bulunuyor. Türlü çeşitli fikirler web’e taşınırken, artık tüm mesele Google’da olmak ya da olmamak..

10 Kas

Kendini anlatacak cesareti olanlara

Bu sabah byte ta gezerken gördüm.İnternette iz bırakmak kendini anlatmak isteyenler için bir site açılmış.Kendi otobiyografini ekliyorsun.

www.isimsizsiniz.com

Haber:

Yeni açılan www.isimsizsiniz.com farklı bir biyografi, otobiyografi sitesi. Sitede ünlülerin hayatlarını okuyabiliyorsunuz. Ancak isimsizsiniz.com’u farklılaştıran sadece ünlülerin değil hiç tanımadığınız kişilerin hayat hikayelerini okumanıza da izin vermesi. Siteye sadece üye olarak siz de hayat hikayenizi ekleyebilir ya da sevdiklerinizi anlatabilirsiniz. Kalemi güçlü olanların ve kendilerine ait iz bırakmak isteyenlerin sık kullanılanlarına eklemesi gereken bir adres.

Sitede sadece hayat hikayesi okumak ve yazmakla zaman geçirmiyorsunuz. Site üyeleri birbirleri arasında mesajlaşabiliyor, kendi profillerini oluşturabiliyor veya resimlerini profillerine ekleyebiliyorlar. Dilerseniz yazılan hayat hikayelerine yorum yapabilmenize de isin verilen sitede bir de ziyaretçi defteri mevcut. Henüz yeni olmasına rağmen 1500′e yakın hayat hikayesi barındıran site, ünlü olanlardan çok kendilerine dair söyleyecek sözü olanlara yöneliyor.

Site üzerinden eski arkadaşlarınıza ulaşmak da mümkün. Eklediğiniz hayat hikayenizi okuyan eski dostlarınız da site ile haberleşerek size ulaşabilecekler.

Sizin de kendinizi anlatacak cesaretiniz varsa buyrun isimSiZler kervanına katılın: www.isimsizsiniz.com

 

10 Kas

PhotoFiltre 6.21.0

Bu programı 2 senedir kullanıyorum.Amatörler için çok iyi bir program bence üstelik ücretsiz.Dili ingilizce ama isterseniz türkçe dilide indirebilirsiniz.

Adres:photofiltre.free.fr

Dijital fotoğraf makineleri çıkalı epey zaman oldu. Bu, bilgisayarınızda epeyce bir fotoğraf biriktiği anlamına geliyor. Her fırsatta korkmadan bastığınız deklanşöre, her zaman istediğiniz görüntüleri yakalayamasanız da, yine her fırsatta daha bir cesur basabiliyoruz. Çektiğimiz fotoğrafların bazılarını çok beğeniyorsunuzdur elbette, ancak çektiğiniz çoğu fotoğrafınızı, büyük ihtimalle hemen siliyorsunuzdur. Bir kısmına baktığınızda ise, “sanki bir şey eksik kalmış gibi” diye düşünürsünüz. İşte bu yazılım fotoğraflarınızdaki o eksiklikleri tamamlayabilmenizi sağlayacak için mükemmel bir araç.

Ptohofiltre, kendi alanında profesyonel sayılacak kadar gelişmiş bir program. Hatta öyle ki PhotoFiltre’nin; çektikleri fotoğraflar veya bilgisayarlarındaki görseller üzerinde değişiklikler yapmak isteyen bilgisayar kullanıcılarının tercih ettikleri ücretli yazılımlara taş çıkartacak derecede profesyonel olduğunu söyleyebiliriz. Program, Photoshop gibi yıllardır kullandığımız yazılımlar kadar yer kaplamadığı için bilgisayarımızda daha hızlı çalışabiliyor. Kullanımı ve arayüzü de oldukça kullanışlı olan PhotoFiltre ile fotoğraflarınıza farklı bir açılım getirebileceksiniz. Üstelik bu programı kullanabilmek için bilgisayar bilginizin çok iyi olmasına da gerek yok.

Ücretsiz olan yazılımın en büyük özelliklerinden birisi, bir çok uygulamayı kısayolları kullanarak yapabilmenize imkan tanıması. Fotoğraflara uygulayabileceğiniz filtreler açısından da zengin bir yazılımla karşı karşıyayız. Diğer programlarda kullandığınız birçok effecti Phofiltre’de de göreceksiniz. Bu effectlere ek olarak daha birçok effecti tek bir tıklamayla fotoğraflarınıza uygulayabiliyorsunuz. PhotoFiltre bilgisayarınızda diğer programlara göre de çok daha az yer kaplıyor (yaklaşık 4 MB) ve çalışabilmek için daha az belleğe ihtiyaç duyuyor. Bu yönüyle de kullanıcıya zaman kazandıran program ile üzerinde değişiklikler yaptığınız resimleri daha sonra siz bile tanıyamayabilirsiniz. Bir kez denemenizi tavsiye ederiz.

Kaynak:byte.com.tr

09 Kas

İlk Tekerlek

MÖ 3500 yıllarında icat edildiği sanılmaktadır. Tekerleğin ilk olarak ne zaman ve nerede ortaya çıktığını kimse bilmemektedir. Fakat MÖ 3500 yıllarında Mezopotamya’ da veya Doğu Avrupa’ da çömlekçiler tarafından kullanıldığına inanılmaktadır. Ulaşımda kullanılan en eski tekerle, MÖ 3200 yıllarına ait bir Mezopotamya resminde görülmektedir. İlginç olan ise tekerlikli ulaşımın 15. yüzyılın sonlarına kadar Güney Amerika’ da bilinmemiş olmasıdır.

09 Kas

Yelkenli’nin İcadı

Fulton 23 Şubat 1815′te öldü. Onu büyük bir sevince kavuşturduğu şehrin göbeğine, Manhattan’daki mezarlığa törenle gömdüler, ihtiyar Clermont’un bol bol torunları olmuştu. A.B.D.’nin büyük göllerinde ve başlıca ırmaklarında yüzlerce buharlı gemi dolaşmaktaydı. Avrupa bu gelişmeyi ibretle seyrediyordu. Amerika’yı izlemekte gecikmedi: İlk düzenli vapur seferi 1818′de, İngiltere-İrlanda arasında başladı. Kesinlikle bilinmiyor ama, halk bu yeniliğe kaygı ve duraksamalı bir dönemden sonra alışabilmiş olmalı. Çünkü bu topraklarda göl ya da ırmak söz konusu değildi. Kapalı da olsa bir deniz yolculuğuydu bu ve denizin şakası olmazdı.

Gerçekten, buharlı gemiyle yolculuk konusunda kaygılar büsbütün giderilmiş değildi. Makinelere olan güvensizlikten ötürü araçların ancak göllerde ya da iç denizlerde işletilebileceğine inanılıyordu. Kaldı ki yanar maddeler (A.B.D.’ de odun, İngiltere’de kömür) öyle çok yer tutuyordu ki, şilep olarak kullanılması verimli olamazdı. ‘(1900′lerde bu gemiler saatte beygirgücü başına 750 gr. kömür yakıyorlardı; 1830′dakiler ise 6 kilo.)’

Atlas okyanusunu geçmeyi deneyen ve başaran ilk buharlı gemi. Amerikan yapısı “Savannah” oldu (1819). Yelkenleri de vardı ve ancak onların yardımıyla Liverpool’a varabildi. Buharlı gemiler yelkenleri uzun zaman atamadılar. Gariptir; hızlarını makinelerinden çok yelkenlerinin gelişmişliğine borçluydular. Sözgelişi, Fransız buharlısı “Sphinx” (1829), 160 beygirlik bir makineye sahip olduğu halde 13 km.’lik hızı makinesinden çok yelkenlerine bağlıydı.

Buhara karşı sürdürülen çekingenlik 1838′de İngiliz buharlısı “Great Western”in, Bristol-New York arasında düzenli seferlere başladığı gün daha belirli şekilde ortaya çıktı. Great Western, 1.775 tonluk ve 111 yolcu alabilecek büyüklükte güzel bir tekne olmakla birlikte, sadece 7 yolcuyla yola çıktı.

Şunu da hemen kaydedelim güçlü bir rakip görününce yelkenli kendini toparlamak ve miskince yerinde saymalarından vazgeçmek zorunluluğunu duymuştu. Yenilerin XIV. Louis zamanının gösterişli yelkenlileriyle ortak bir yönü yoktu. Ön ve arkasında köşkleri bulunmadığı gibi, yaldız boyalarla süslü tahta oymalara da sahip değildi. Teknisyenler estetik kaygıları büsbütün bir yana atmışlar, D. Bernoulli ve Euler’in çalışmalarına dayanarak gemiye gelişmiş bir hidrodinamik şekil verip rüzgârın güç ve yönüne karşı gereğince donatmaktan başka bir şey düşünmemişlerdi.

XIX. yüzyılın başlarında Çin, Hindistan ve Amerika ile ticaretin birden hızlanması, işlerin gidişine değişik bir yön verdi. Afyon, çay, altın ve buna benzer değerli ticaret mallarının, denizleri dolduran savaş gemileri yüzünden gideceği yere hızla taşınması, yani onlardan kaçırılması gerekiyordu. Böyle bir ihtiyaç baş gösterince Amerikalı mühendisler hiç bir dönemde benzeri görülmemiş güzellikte büyük ve hızlı yelken gemileri inşa ettiler. Bunlar boyları enlerinin 6-8 katı olan 6.5 m. yükseklikte, üç ya da beş yelken taşıyan dev gemilerdi. Great Republic (1853) 99 m. olup 5.800 metre karelik yelkenleriyle saatte 28 km. gidiyordu. Lightning (1855), saatte 34 km. yapıyordu. Buharlı gemiler bu hızı ancak 1885′te Etruria transatlantiği sayesinde aşabildiler 1849′daysa Hong-Kong’dan Londra’ya çayı, Avustralya’dan tahılları ve Şili’den gübreleri, Avrupa’ya bu yelken gemileri taşıyordu.

Armatörlerin cömertliğiyle kırbaçlanan deniz kurtlarının yönetimindeki bu mükemmel araçların karşısında buharlıların durumu güçsüz görünüyordu. Ama onlarında gittikçe gelişmekte, büyük tonajlara ve hıza uygun oldukları anlaşılmaktaydı. Buna karşılık yelkenliler mükemmelliklerinin doruğuna varmışlardı ve oradan öteye gitmeleri imkânsızdı.

Yüzyılın ortalarına doğru gerçekleştirilen yeni bir gelişmeden her iki rakip de yararlandılar, ikisi de madenle inşa edilmeye başlandı. 1838′in Great Western’i tahtadandı. Birkaç yıl sonra meydana getirilen Great Britain ve 1857′de çağın en büyük gemisi, ünlü Great Eastern demirden yapıldı. Bu gemi bugün bile muazzam bir tekne olarak kabul edilecek boydaydı. 19.000 ton geliyor, 4.000 yolcu ve 6.000 ton yük taşıyordu. Boyu 211 metreydi. Beş bacası ve altı yelken direği vardı. Çarklarının çapıysa 17 m. olup her biri 185 ton geliyordu. Makine ve yelkenlerinin yardımıyla saatte 24 km. hızla gitmekteydi. Bu mükemmellik yine de armatörlerini iflâstan kurtaramadı. Çünkü araç çağına göre çok ileriydi. Her seferinde 4.000 yolcu bulması imkânsızdı. Taşıdığı yüke gelince yelkenliler hem onun kadar hızlı hem de daha ucuzdular.

Sözün kısası, 1850 yıllarında yelkenlilerin toplam tonajı 10.000.000 ton olduğu halde buharlınınki 750.000′di. Yani yüzde 40′a karşı yüzde 3 oran, 1870′te yüzde 16′ya karşı 3′e, 1885′teyse 1′e karşı Ve düştü. Rekabet uzun sürmüş ve yelkenlinin gözden düşüşü ancak 1870′ten sonra olmuştu. Bunun nedeni de yeni bir elemanın Watt makinesinin lehine işe karışmış olmasıydı: Pervane icat edilmişti.

09 Kas

Buharlı Araba İcadı

Böyle bir tasarı Newcomen’in makinesiyle bile hayalden öteye gidebilecek gibi değildi. Daha önce tanımını yaptığımız üç metre uzunluğunda ve sarkacı yedi metreye varan dev aracı bir gözümüzün önüne getirelim. Böylesine bir hantal makineyi bir arabaya, hatta bir gemiye yüklemeyi düşünmek düpedüz gülünçtü. Üstelik bir soğutma makinesi olduğuna göre araçta ayrıca tonlarla soğuk su bulundurulması gerektirmekteydi. Bu su, gemi için bir sorun değilse de bunca hantallığı bir kara taşıt aracında bir an düşünmek bile saçmaydı, öyle ki bu yolda ısrar edenlerin hepsinin acı hayal kırıklıklarına uğrayacakları kesindi.

Böyle olduğu halde, Fransız askeri mühendisi Joseph Cugnot (1725-1804), umutsuzluğa kapılmadı. Çok ufak tipte inşa ettiği bir Newcomen makinesini bir arabaya yükledi. Buharı sıvılaştırma işini hava ile gerçekleştirdi. Hantal sarkacın yerine bir dişli çark mandalı koydu. Tek ve büyük bir kazan yerine buharı sırayla alan iki ufak silindir yerleştirdi.

Makinesinin prototipi 1769′da tamamlandı. Bu üç tekerlekli bir yük arabası olup tek ön tekerlek hem itici hem de yön verici görevini yükleniyordu. Bu araç 1770′te denendi. Zamanında yazılmış bir anı bu aracı şöyle tanımlar:

“2.500 kg.’lık bir topu taşıyan hemen hemen aynı ağırlıktaki bu araç bir saatte 5/4 fersah yol aldı.”

Cugnot ne yazık ki buharlaşma yoluyla eksildikçe kazanın suyunu yenileyecek bir sistem kurmayı ihmal ettiğinden 15 dakikada bir durmak ve su ikmali yapıp kaynamasını beklemek gerekiyordu. Ciddi bir sakıncaydı bu. O kadar ki; başta aracı top taşıma işinde kullanmayı düşünen askeri mühendisler, bundan çabuk caydılar. Aradan otuz yıl geçti, bir yenilik getirilmeyen makine Napolyon’a teklif edildiğinde, o bite bu sakıncanın bir Watt makinesi sayesinde giderilebileceğini ve bunun gerçekleşmesi halinde eşsiz bir savaş aracı elde edebileceğini tahmin edemedi.

Cugnot’nun makinesinin sakıncaları ne kadar büyük olursa olsun bunların giderilemeyecek türden olmadığını ve makinenin kullanışlı hale getirilebileceğini yalnız iki kişi anladı: Bunlardan biri, daha önce de sözünü ettiğimiz William Murdock oldu. Cugnot’nun çalışmalarından haberi var mıydı, yok muydu, bilemiyoruz. Ancak, halen Birmingham Müzesinde bulunan onun tarafından yapılmış bir makine, buharlı araçlar üzerinde çalışmış olduğunu ispatlamaktadır.

Yüksek basınçlı kazan ve bir çift-etkili Watt makinesiyle hareket eden bu araç, 1784′ten 1792′ye kadar kusursuz işledi. Ama o tarihte ilk otomobil kazası da yapıldı. Araç sürücüsünün yönetiminden çıkıp zavallı bir yayaya tampon darbesi indirmiş, adamcağızı korkudan baygın düşürmüştü. Teknik engeli yenen ikinci kişi, yine daha önce sözünü ettiğimiz Oliver Evens’tir. Beygir gücüne ihtiyaç duyulmayan bir araba icat etmeyi 1786′da düşünmüş, ama çalışmalarına ancak 1800′de başlayabilmişti. Daha önce de buharlı bir deniz tarama gemisi inşa etmişti. Keşfettiği yüksek basıncı bir arabaya uygulayarak Philadelphia sokaklarında gezmeye başladı.

Ama 1795′te kendisine bir sermayedar ortak bulmak üzere Londra’ya temsilci gönderme gibi bir hataya düştü. Temsilci başarısızlıkla döndü ve elindeki belgeler Richard Trevithick adlı bir adamın eline geçti (1771-1833). Bu adam kuzeni Vivian ile birlikte, Evens’in makinesinden yararlanmayı bildi ve atölyelerinde onunkine çok benzeyen arabalar imal ederek piyasaya sürdü. Bu buharlı ilk otomobil, Camborne (Cornoualles) Plymouth arasındaki 120 km.’lik yolu, saatte yaklaşık olarak 16 km. hızla gitmeyi başardı. Kendi türünde en başarılı olan bu araç, Londra Sergisinde de gösterildi, ama hiç bir kapitalist ona sermaye bağlamaya cesaret edemedi.

Cugnot’dan beri bu hep böyle oluyordu; çünkü 1769′ dan bu yana artık gelişmiş olmakla birlikte buharlı makine kendini bir türlü kabul ettiremiyordu. Evens ve Trevithick’in makineleri gelişmiş araçlardı ve taşıma işlerinde başarıyla kullanılabilirdi. Ama nedense, hiç kimse parasını tehlikeye sokmak istemiyordu. Bu nedenle buharlı araba denemesi tam bir başarısızlıkla sona eren bir serüven oldu.

Başarısızlığı iki nedene bağlayabiliriz: O dönemde insanlar alıştıklarından başka türlü bir taşıma aracına pek ihtiyaç duymamakta; sonra bir taşıt aracının hayvandan başka bir itici güçle sürülebileceğini düşünememekteydiler. Böyle bir önyargının karşısında elbette ki, mucitlerin eserleri ne kadar güvenilir ve gelişmiş olursa olsun kendini kabul ettiremezdi.

Kaldı ki, o dönemin insanlarında çağdaşlarımıza benzer bir gelişme hevesi de yoktu. Bugün en kalın kafalı bile on yirmi ya da yüz yıl sonra bütün makinelerin en gelişmiş duruma ulaşacağından ve ulaşımın daha hızla yapılacağından kuşkusu yoktur. Trenden otomobile, otomobilden uçağa, uçaktan füzeye gelişme hızla gerçekleştirilmiş, geçmişteki bu gelişim ilerisi için bir garanti olmuştur. 2000 yılının tekniğinin 1970′inkinden kat kat üstün olmayacağını artık kimse aklının köşesinden geçiremez. Bunun tersine 1800 yıllarında sürekli gelişmeye olan inanç yaygın değildi çünkü, sınırlı bir lüksün dışında çoğunluk hep aynı şekilde yaşamışlardı. Bu durumun değişeceğini tahmin edemiyorlardı. Watt’ in makinesi fabrikaları işletmek; at, taşıtları çekmek ve rüzgâr da değirmeni döndürmek içindi.

Bu ruh tembelliği buharlı makinenin ulaşım araçlarına uygulanmasının elli yıl geciktirdi. Ocağı, kömür yığını ve koca. bacasıyla hantal görünümü karşısında onu ancak sabit bir, makine olarak düşünüyorlardı. Bu koca şeyin bir posta arabasına yüklenip onu çekmesi düşünülebilir miydi? Düzenli) bir hizmeti böylesine sevimsiz bir araca bırakmak ne maskaralıktı!

Kaynak:Onlinebilgiler.com

07 Kas

Facebook için beste mi olurmuş?

Bildiğiniz üzre son günlerde ülkemizde bir feysbuk fırtınası yaşanıyor.Ülkemizden feysbuka katılanların sayısı günden güne arttı ve filmlerde bilem karşımıza çıkmaya başladı.(Örn:Ezo Gelin)

Bunları bi kenara bırakalım technolabs ta gördüğüm haberde feysbuk hayranları feysbuk için bir şarkı bestelemiş.


07 Kas

Zamanı Durduran Sinek

Sineğin biri zamanı durdurmaya karar verdi.
Bir kum saatinin içine girip tam ortasında durdu saatin
. Artık kum akmıyordu. “Zamanı durdurdum,
 bundan böyle yaşlanmak yok, ölmek yok!” diye seviniyordu sinek.
Aylarca akmadı kum.
Gel gör ki kum saatinin içinde yaşlandı sinek.
 Artık gücü kalmamıştı. Dışarı çıktı saatten.
 Kum revan içindeydi. “Neden yaşlandım?” diye düşünürken,
 “Çünkü” dedi oradan geçen bilge sinek. “Senin tuttuğun
sadece kumdu, zaman değil!”

 

Alıntı:Kashna.Com

04 Kas

Simpsonlar Online Oyunlarda

Filmi Türkiye’de de gösterime giren ünlü televizyon dizisi Simpsonlar, online oyun alanında da iddialı.

Karakterlerin başına gelen komik olaylardan, evdeki yapılacak listesine varana kadar birçok değişik konu üzerine geliştirilen oyunlar, internet üzerinden oynanabiliyor.
Onlarca oyun arasındaki Simpsons Millionaire adlı oyun, “Kim 500 Bin İster?” adlı yarışma programı formatının Simpsonlara uyarlanmış versiyonu.
www.1888freeonlinegames.com

04 Kas

Kendi elektriğini kendin üret!

Çinliler kendi elektriğimizi nasıl üretebiliriz diye düşünmüş taşınmış en sonunda düşey eksenli bir rüzgar tribünü yaparak 8 saatte bir evin 24 saatlik enerji ihtiyacını karşılamışlar.

Haberin Detayları:

Yabancı ortaklı bir firmanın Çin’den ithal ettiği düşey eksenli rüzgar tribünü, 8 saatlik çalışma ile bir evin 24 saatlik ihtiyacını karşılayabiliyor. Saatte 4 metre/saniye hızla esen rüzgarla bile çalışabilen 200, 300, 500, 1000, 3000 Watt ve 10 KW elektrik üretebilen farklı boyutlardaki tribünlerin fiyatı ise 2 bin ile 22 bin avro arasında değişiyor. Çin ortaklığı ile kurulan Sawt Turkey firmasının Türkiye Distribütörü Adnan Özbek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1 KW’lık düşey eksenli rüzgar tribününün 8 saatlik çalışma ile bir evin 24 saatlik ihtiyacının karşılanabileceğini söyledi. Aynı tribünün bir ayda yaklaşık 110 YTL’lik elektrik ürettiğini ifade eden Özbek, "Bir eve 4-5 bin YTL arasında bir fiyata kurulacak olan 1 KW’lık bir tribün kendisini 3 ile 5 yılda amorti edebiliyor" dedi. Tribünün evlerin yanı sıra, kamu binaları, seralar, sanayi tesisleri gibi bir çok alanda rahatlıkla kullanılabileceğini anlatan Özbek, şunları kaydetti: "Rüzgar enerjisi 1990’dan beri en hızlı gelişme gösteren enerji kaynakları kullanma teknolojilerine sahip olmakla beraber, ülkemizde henüz istenilen düzeyde kullanılan bir enerji değil. Bu durumun değiştirilmesi ve yeşil enerjinin ekolojik ısınmanın engelleyici bir parçası olması elimizdedir. Bunu da rüzgar gibi alternatif enerji kaynaklarına yönelerek gerçekleştirebiliriz. Tamamen sessiz bir şekilde çalışan bu tribünler, rüzgar potansiyeli açısından önemli bir konumda bulunan ülkemizde yaygınlaştıkça enerjide dışa bağımlılığımız da azalacaktır. Hatta Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde kullanılacak elektrik saatleri sayesinde kişi evinde ürettiği fazla elektriği bile satabilecek konuma gelecektir."

Düşey eksen rüzgar türbini teknolojilerinde faaliyet gösteren yenilikçi bir firma olduklarına işaret eden Özbek, "İthal ettiğimiz 200, 300, 500, 1000 ve 3000 Watt ile 10 KW’lık tribünleri 2 bin ile 22 bin Avro arasında değişen fiyatlara rüzgar açısından gerekli ölçümleri yaptıktan sonra kuruyoruz" diye konuştu.

 

Sayfalar : [1] 2 3 4 5

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.