Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

AŞK DEMİŞTİ YAŞAMIN USTALARI… AŞKI İLE SEVMEK Bİ

20 Kas

Ayın Elamanı…

Ayın elemanı
Hayattan bıkmış market işçisi Zerk’in canavara dönüşünün hikâyesidir. Sadece onun mu?
Büyük bir ülkede büyük bir kentte, büyük bir markette çalışan biraz vurdumduymaz, biraz amaçsız ama insan olarak seven sevilen birisidir Zeck.

Ayrımsız markette çalışan insanların sevgisini ve güvenini kazanan Zeck geçmişte anneannesinden yüklü bir miktar borç alarak ticarete atılır. Çok para kazanmalıydı Zeck. Hayatta kendisinden başka kimsesi olmayan anneannesinden aldığı borcu ödemek zorundaydı. Hata yaptı, deneyimsizdi, kısaca başaramadı Zeck. Bir sürü nedeni vardı başarısızlığın ancak bir nedeni vardı ki biz onu seviyorduk. Zeck insandı. İnsan olarak kalmaya çalıştı. Hayatın kuralı bu. Ticaretle insanlık bir arada olmadı olamazdı.

Zeck de o olaydan sonra adı geçen markete girdi. Büyük annesinin yanına taşındı. Markette amirlerinin nefret bakışları arasında ama en çok da emekçilerin güven sadakatla her şeyine göz yumduğu biri olup çıktı. Çok da yakın üç dostu vardı. Biri göçmen işçi İkbal. Arkadaşları arasında en fedakâr ve dürüst. Müslüman ve çocuk işini biraz abartmış. 20 kadar. Mayk ise sinirli ve güçlü. Ancak işyerinde ve özellikle de idarede çalışan emekçiler arasında çevresi geniş olan birisi. Reys ise ileri derecede miyopastitmat. Sevmediklerinin yüzüne yaklaşır "senin içini görüyorum" der bağırırdı. Neyse biz geçelim Zeck’in hikayesine. Bizim hikayemize.

Market büyük bir ülkede kurulu dedik ya. Ee büyük ülkenin de büyükçene marketleri olur. Bu büyük marketlerde çalışan emekçiler vahşi bir sömürü çarkının altında inim inim ninniler dinlerlermiş. Öyle ki bazı marketlerde emekçilerin ayaklarına elektronik prangalar takılır, emekçileri bire bir izlerlermiş. Bilgisayarlara bağlı olan prangalar otomatik olarak alarm verirlermiş. Görev yerinden mi uzaklaştın. Alarm… Arkadaşınla mı konuştun. Alarm… Misafirinmi geldi. Alarm… 20′den fazla müşteri mi birikti. Alarm… Bir müşteri bir dakikadan fazla sırada mı bekledi… Alarm. Alarm, alarm, alarm… Bitmez bu alarm. Bu ve buna benzer uygulamalar sürekli devam eder gider.

Ancak bizim burda konumuzun geçtiği market tabii ki bu kadar insafsız bir şekilde işlemiyormuş. Daha insani bir şekilde işler yürüyor. Mesela Pranga olmadan tüm kurallar fazlasıyla işliyor. Hatta yer yer bazı ekstra kurallar da üstüne koyulmuş. Mesela her gün performansına göre yıldız veriliyor emekçilerden birine. Bu yıldızlar biriktiğinde bir aylık insanlıktan çıkmanın karşılığında ödül alıyorlar. Ancak bunun karşılığında tüm emekçi kardeşlerinin nefretini de kazanıyorlar. Onursuzluğu da orda kalsın.

Çok şükür(ki) bizim kahramanımız Zeck’te hiçbir zaman birinci olmak, başka bir deyişle ayın elamanı olma sevdası yoktur. O markette zaten Tievty’ten başka da birinci olacak kadar ne aşağılaşmış bir işçi ne de bu kadar yetenekli biri yoktur. Ta ki, işyerine çok güzel bir kasiyer alınana kadar.

İşyerine gelen kasiyer çok güzel olduğu kadar çok çalışkan olmasıyla da bilinir. Zeck bayan kasiyere ilk görüşte âşık oldu. Hikaye bu ya ilk görüşte aşk. Hemen kızla tanışır. Sonra da arkadaşı Mayk aracılığı ile kızın ciwisine ulaşır. Bu arada bu prangalı vampir market hakkında eksik bir bilgi ilettiğim için bu yazıyı okumaya çalışan emekçilerden özür dilerim. Bu kan emici sülükler işle hiçbir ilgisi olmamasına rağmen emekçileri fişliyor. Hem de en iğrenç yöntemleri ile. Bayan kasiyerin geldiği sömürücü sülük market de burdaki daha az sömürücü sülükler gibi ayın elamanı yarışması düzenliyormuş. Bizim bayan kasiyer de ayın elemanlarından Donjoan’a aşık olmuş. Ancak bu Donjoan bizim bayan kasiyerin insani duyguları karşılığında çürümüş insan ilişkileri çerçevesinde bir cinsel sömürü ve tüketim malzemesi olarak bakar. Bayan ki bu arada bu kavram hikayede ismini unuttuğumuz bir emekçi (Hikayenin kurgusu gereği) olduğundan kendisinden altı çizili bir özür diliyoruz. Burdaki bayan kasiyer hepimiziz. Neyse….Bayan kasiyerin yaşadığı bu mide bulandırıcı deneyimin ardından prangalı marketten istifa ediyor. Ancak market sülükleri arasındaki fişleme trafiğine bu olay bayan kasiyerin ayın elemanına karşı bir zaafı olduğu olarak geçiyor. Zeck de yani bizim gibi, bizden biri insan ama bilinçsiz ama güvensiz ama dağınık Zeck bu ayrıntının üzerine atıldı. Kafasında ayın elemanı olmaya karar verdi. Arkadaşları buna tabii ki karşı çıktı. Zira Tiewty bu alanda yenilmez. Zira Zeck sabah işe hep geç kalır. Zira Zeck çalışmayı sevmez. Zira Zeck dostlarıyla kutu bir köşede poker oynamayı sever. Zira Zeck biriyle vahşice yarışarak bir şey kazanmayı sadece aptalca bulur. Sadece aptalca bulduğu için de bir anda bunları unuttu. Sabahları erken kalktı. Akşamları erken yattı. Zeck Tievty’le kafa kafaya yarıştı suratını çarptı. Kaşı açıldı. Ne yaptıysa olmadı. Her zaman Tievty’nin ardından nal topluyor, yetmiyormuş gibi bir de üstüne Bayan kasiyer Tievety’e yaklaşıyordu. Vazgeçmiyordu ancak kimseyi de inandıramıyordu.

Bir gün bunalmış derecede iken dostlarından İkbal yardımına yetişti. Zeck’e baktı İkbal. Acıyarak güldü. Ve "Zeck böyle olmuyor, insanlara yardım edeceksen onurlu bir insan olman gerektiği için yapmalısın. Yoksa yöneticilerin görmeleri için değil" dedi. Zeck de ondan sonra sürekli içinden geldiği gibi yapmaya başladı. Kısa bir süre sonra da ilk yıldızını aldı. Ve arkası da gelmeye başladı. Artık Zeck yürüyor, yöneticiler görüyor ve tek tek yıldızları topluyordu Zeck. Tahtada Zeck’in adının yanı yıldız doluyordu. Sağ tarafı yıldız doluyor sol tarafından birer ikişer dostları azalıyor. Zeck yöneticilerin gözüne girmek için mal fazla alsın diye gizli sığınaklarını malla dolduruyor. Arkadaşları sorduğunda mükemmel masum cevaplar veriyordu. Zeck İkbal’e söz verdiği halde market maçına yetişip yöneticilere gözükmek için İkbal’in nöbetinden ayrılıyor. İkbal’in işten atılmasına neden oluyor. Ama buna da güzel bir cevap buluyor. Son yarım saatte ayrıldım. Hem yöneticilerle aram iyi. Seni sonra yeniden aldırırım der. İkbal bu onursuzluğu kabul etmez. Sonrasını tahmin edersiniz.

Aslında tüm bu anlatılanlar hepimizin günlük yaşamda yaşadığımız insanlıktan çıkmışlığımızın resmi. Sabahtan beri burda lafı dolandıra dolandıra anlatmaya çalıştığımız aslında basit olarak kurgulanıp ve üzerinde hayattan bıkmış vurdumduymaz birinin kıza âşık olunca nasıl canavar gibi çabaladığını anlatan komik mi komik bir film etiketi ile piyasaya sürülen bir Amerikan yapımı film. Ancak biz onu biraz tersinden okuyaraktan, bu arada bütün dil kurallarına da ihanet ederekten sizlerle paylaşalım dedik.

En kötü olay bile aslında ne yapılacağına dair ipuçlarıyla doludur. Ya da ne yapılmayacaklarla. Hikayeye hikaye katarak anlatığımız bu yazıdan çıkaracağımız dersler eminim ki çoktur. Zira gerçek hayatta Zeckler gibi çürütülmeyi bekleyen aynı zamanda müdahale edilip ondaki ileri insani yönleri geliştirebilinecek binlerce insanla dolu. İkbal’in yaptığı gibi fedakarlık ve onurluluğun ise ancak bir amaç ve mücadele etrafında sistemleştirilirse insanlığa üretici katkısını alabiliriz. Aksi takdirde çürüyen sistemin insanlıktan çıkaran yarışlarıyla, makinlara uyumlu yaratıklarla boy ölçme sevdası ile elimizde kalan son insani kırıntıları da kaybedeceğiz.

13 Kas

Ayın Elamanı…

Ayın elemanı
Hayattan bıkmış market işçisi Zerk’in canavara dönüşünün hikâyesidir. Sadece onun mu?
Büyük bir ülkede büyük bir kentte, büyük bir markette çalışan biraz vurdumduymaz, biraz amaçsız ama insan olarak seven sevilen birisidir Zeck.

Ayrımsız markette çalışan insanların sevgisini ve güvenini kazanan Zeck geçmişte anneannesinden yüklü bir miktar borç alarak ticarete atılır. Çok para kazanmalıydı Zeck. Hayatta kendisinden başka kimsesi olmayan anneannesinden aldığı borcu ödemek zorundaydı. Hata yaptı, deneyimsizdi, kısaca başaramadı Zeck. Bir sürü nedeni vardı başarısızlığın ancak bir nedeni vardı ki biz onu seviyorduk. Zeck insandı. İnsan olarak kalmaya çalıştı. Hayatın kuralı bu. Ticaretle insanlık bir arada olmadı olamazdı.

Zeck de o olaydan sonra adı geçen markete girdi. Büyük annesinin yanına taşındı. Markette amirlerinin nefret bakışları arasında ama en çok da emekçilerin güven sadakatla her şeyine göz yumduğu biri olup çıktı. Çok da yakın üç dostu vardı. Biri göçmen işçi İkbal. Arkadaşları arasında en fedakâr ve dürüst. Müslüman ve çocuk işini biraz abartmış. 20 kadar. Mayk ise sinirli ve güçlü. Ancak işyerinde ve özellikle de idarede çalışan emekçiler arasında çevresi geniş olan birisi. Reys ise ileri derecede miyopastitmat. Sevmediklerinin yüzüne yaklaşır "senin içini görüyorum" der bağırırdı. Neyse biz geçelim Zeck’in hikayesine. Bizim hikayemize.

Market büyük bir ülkede kurulu dedik ya. Ee büyük ülkenin de büyükçene marketleri olur. Bu büyük marketlerde çalışan emekçiler vahşi bir sömürü çarkının altında inim inim ninniler dinlerlermiş. Öyle ki bazı marketlerde emekçilerin ayaklarına elektronik prangalar takılır, emekçileri bire bir izlerlermiş. Bilgisayarlara bağlı olan prangalar otomatik olarak alarm verirlermiş. Görev yerinden mi uzaklaştın. Alarm… Arkadaşınla mı konuştun. Alarm… Misafirinmi geldi. Alarm… 20′den fazla müşteri mi birikti. Alarm… Bir müşteri bir dakikadan fazla sırada mı bekledi… Alarm. Alarm, alarm, alarm… Bitmez bu alarm. Bu ve buna benzer uygulamalar sürekli devam eder gider.

Ancak bizim burda konumuzun geçtiği market tabii ki bu kadar insafsız bir şekilde işlemiyormuş. Daha insani bir şekilde işler yürüyor. Mesela Pranga olmadan tüm kurallar fazlasıyla işliyor. Hatta yer yer bazı ekstra kurallar da üstüne koyulmuş. Mesela her gün performansına göre yıldız veriliyor emekçilerden birine. Bu yıldızlar biriktiğinde bir aylık insanlıktan çıkmanın karşılığında ödül alıyorlar. Ancak bunun karşılığında tüm emekçi kardeşlerinin nefretini de kazanıyorlar. Onursuzluğu da orda kalsın.

Çok şükür(ki) bizim kahramanımız Zeck’te hiçbir zaman birinci olmak, başka bir deyişle ayın elamanı olma sevdası yoktur. O markette zaten Tievty’ten başka da birinci olacak kadar ne aşağılaşmış bir işçi ne de bu kadar yetenekli biri yoktur. Ta ki, işyerine çok güzel bir kasiyer alınana kadar.

İşyerine gelen kasiyer çok güzel olduğu kadar çok çalışkan olmasıyla da bilinir. Zeck bayan kasiyere ilk görüşte âşık oldu. Hikaye bu ya ilk görüşte aşk. Hemen kızla tanışır. Sonra da arkadaşı Mayk aracılığı ile kızın ciwisine ulaşır. Bu arada bu prangalı vampir market hakkında eksik bir bilgi ilettiğim için bu yazıyı okumaya çalışan emekçilerden özür dilerim. Bu kan emici sülükler işle hiçbir ilgisi olmamasına rağmen emekçileri fişliyor. Hem de en iğrenç yöntemleri ile. Bayan kasiyerin geldiği sömürücü sülük market de burdaki daha az sömürücü sülükler gibi ayın elamanı yarışması düzenliyormuş. Bizim bayan kasiyer de ayın elemanlarından Donjoan’a aşık olmuş. Ancak bu Donjoan bizim bayan kasiyerin insani duyguları karşılığında çürümüş insan ilişkileri çerçevesinde bir cinsel sömürü ve tüketim malzemesi olarak bakar. Bayan ki bu arada bu kavram hikayede ismini unuttuğumuz bir emekçi (Hikayenin kurgusu gereği) olduğundan kendisinden altı çizili bir özür diliyoruz. Burdaki bayan kasiyer hepimiziz. Neyse….Bayan kasiyerin yaşadığı bu mide bulandırıcı deneyimin ardından prangalı marketten istifa ediyor. Ancak market sülükleri arasındaki fişleme trafiğine bu olay bayan kasiyerin ayın elemanına karşı bir zaafı olduğu olarak geçiyor. Zeck de yani bizim gibi, bizden biri insan ama bilinçsiz ama güvensiz ama dağınık Zeck bu ayrıntının üzerine atıldı. Kafasında ayın elemanı olmaya karar verdi. Arkadaşları buna tabii ki karşı çıktı. Zira Tiewty bu alanda yenilmez. Zira Zeck sabah işe hep geç kalır. Zira Zeck çalışmayı sevmez. Zira Zeck dostlarıyla kutu bir köşede poker oynamayı sever. Zira Zeck biriyle vahşice yarışarak bir şey kazanmayı sadece aptalca bulur. Sadece aptalca bulduğu için de bir anda bunları unuttu. Sabahları erken kalktı. Akşamları erken yattı. Zeck Tievty’le kafa kafaya yarıştı suratını çarptı. Kaşı açıldı. Ne yaptıysa olmadı. Her zaman Tievty’nin ardından nal topluyor, yetmiyormuş gibi bir de üstüne Bayan kasiyer Tievety’e yaklaşıyordu. Vazgeçmiyordu ancak kimseyi de inandıramıyordu.

Bir gün bunalmış derecede iken dostlarından İkbal yardımına yetişti. Zeck’e baktı İkbal. Acıyarak güldü. Ve "Zeck böyle olmuyor, insanlara yardım edeceksen onurlu bir insan olman gerektiği için yapmalısın. Yoksa yöneticilerin görmeleri için değil" dedi. Zeck de ondan sonra sürekli içinden geldiği gibi yapmaya başladı. Kısa bir süre sonra da ilk yıldızını aldı. Ve arkası da gelmeye başladı. Artık Zeck yürüyor, yöneticiler görüyor ve tek tek yıldızları topluyordu Zeck. Tahtada Zeck’in adının yanı yıldız doluyordu. Sağ tarafı yıldız doluyor sol tarafından birer ikişer dostları azalıyor. Zeck yöneticilerin gözüne girmek için mal fazla alsın diye gizli sığınaklarını malla dolduruyor. Arkadaşları sorduğunda mükemmel masum cevaplar veriyordu. Zeck İkbal’e söz verdiği halde market maçına yetişip yöneticilere gözükmek için İkbal’in nöbetinden ayrılıyor. İkbal’in işten atılmasına neden oluyor. Ama buna da güzel bir cevap buluyor. Son yarım saatte ayrıldım. Hem yöneticilerle aram iyi. Seni sonra yeniden aldırırım der. İkbal bu onursuzluğu kabul etmez. Sonrasını tahmin edersiniz.

Aslında tüm bu anlatılanlar hepimizin günlük yaşamda yaşadığımız insanlıktan çıkmışlığımızın resmi. Sabahtan beri burda lafı dolandıra dolandıra anlatmaya çalıştığımız aslında basit olarak kurgulanıp ve üzerinde hayattan bıkmış vurdumduymaz birinin kıza âşık olunca nasıl canavar gibi çabaladığını anlatan komik mi komik bir film etiketi ile piyasaya sürülen bir Amerikan yapımı film. Ancak biz onu biraz tersinden okuyaraktan, bu arada bütün dil kurallarına da ihanet ederekten sizlerle paylaşalım dedik.

En kötü olay bile aslında ne yapılacağına dair ipuçlarıyla doludur. Ya da ne yapılmayacaklarla. Hikayeye hikaye katarak anlatığımız bu yazıdan çıkaracağımız dersler eminim ki çoktur. Zira gerçek hayatta Zeckler gibi çürütülmeyi bekleyen aynı zamanda müdahale edilip ondaki ileri insani yönleri geliştirebilinecek binlerce insanla dolu. İkbal’in yaptığı gibi fedakarlık ve onurluluğun ise ancak bir amaç ve mücadele etrafında sistemleştirilirse insanlığa üretici katkısını alabiliriz. Aksi takdirde çürüyen sistemin insanlıktan çıkaran yarışlarıyla, makinlara uyumlu yaratıklarla boy ölçme sevdası ile elimizde kalan son insani kırıntıları da kaybedeceğiz.

13 Kas

İkilem


13 Kas

Ayın Elamanı…

Ayın elemanı
Hayattan bıkmış market işçisi Zerk’in canavara dönüşünün hikâyesidir. Sadece onun mu?
Büyük bir ülkede büyük bir kentte, büyük bir markette çalışan biraz vurdumduymaz, biraz amaçsız ama insan olarak seven sevilen birisidir Zeck.

Ayrımsız markette çalışan insanların sevgisini ve güvenini kazanan Zeck geçmişte anneannesinden yüklü bir miktar borç alarak ticarete atılır. Çok para kazanmalıydı Zeck. Hayatta kendisinden başka kimsesi olmayan anneannesinden aldığı borcu ödemek zorundaydı. Hata yaptı, deneyimsizdi, kısaca başaramadı Zeck. Bir sürü nedeni vardı başarısızlığın ancak bir nedeni vardı ki biz onu seviyorduk. Zeck insandı. İnsan olarak kalmaya çalıştı. Hayatın kuralı bu. Ticaretle insanlık bir arada olmadı olamazdı.

Zeck de o olaydan sonra adı geçen markete girdi. Büyük annesinin yanına taşındı. Markette amirlerinin nefret bakışları arasında ama en çok da emekçilerin güven sadakatla her şeyine göz yumduğu biri olup çıktı. Çok da yakın üç dostu vardı. Biri göçmen işçi İkbal. Arkadaşları arasında en fedakâr ve dürüst. Müslüman ve çocuk işini biraz abartmış. 20 kadar. Mayk ise sinirli ve güçlü. Ancak işyerinde ve özellikle de idarede çalışan emekçiler arasında çevresi geniş olan birisi. Reys ise ileri derecede miyopastitmat. Sevmediklerinin yüzüne yaklaşır "senin içini görüyorum" der bağırırdı. Neyse biz geçelim Zeck’in hikayesine. Bizim hikayemize.

Market büyük bir ülkede kurulu dedik ya. Ee büyük ülkenin de büyükçene marketleri olur. Bu büyük marketlerde çalışan emekçiler vahşi bir sömürü çarkının altında inim inim ninniler dinlerlermiş. Öyle ki bazı marketlerde emekçilerin ayaklarına elektronik prangalar takılır, emekçileri bire bir izlerlermiş. Bilgisayarlara bağlı olan prangalar otomatik olarak alarm verirlermiş. Görev yerinden mi uzaklaştın. Alarm… Arkadaşınla mı konuştun. Alarm… Misafirinmi geldi. Alarm… 20′den fazla müşteri mi birikti. Alarm… Bir müşteri bir dakikadan fazla sırada mı bekledi… Alarm. Alarm, alarm, alarm… Bitmez bu alarm. Bu ve buna benzer uygulamalar sürekli devam eder gider.

Ancak bizim burda konumuzun geçtiği market tabii ki bu kadar insafsız bir şekilde işlemiyormuş. Daha insani bir şekilde işler yürüyor. Mesela Pranga olmadan tüm kurallar fazlasıyla işliyor. Hatta yer yer bazı ekstra kurallar da üstüne koyulmuş. Mesela her gün performansına göre yıldız veriliyor emekçilerden birine. Bu yıldızlar biriktiğinde bir aylık insanlıktan çıkmanın karşılığında ödül alıyorlar. Ancak bunun karşılığında tüm emekçi kardeşlerinin nefretini de kazanıyorlar. Onursuzluğu da orda kalsın.

Çok şükür(ki) bizim kahramanımız Zeck’te hiçbir zaman birinci olmak, başka bir deyişle ayın elamanı olma sevdası yoktur. O markette zaten Tievty’ten başka da birinci olacak kadar ne aşağılaşmış bir işçi ne de bu kadar yetenekli biri yoktur. Ta ki, işyerine çok güzel bir kasiyer alınana kadar.

İşyerine gelen kasiyer çok güzel olduğu kadar çok çalışkan olmasıyla da bilinir. Zeck bayan kasiyere ilk görüşte âşık oldu. Hikaye bu ya ilk görüşte aşk. Hemen kızla tanışır. Sonra da arkadaşı Mayk aracılığı ile kızın ciwisine ulaşır. Bu arada bu prangalı vampir market hakkında eksik bir bilgi ilettiğim için bu yazıyı okumaya çalışan emekçilerden özür dilerim. Bu kan emici sülükler işle hiçbir ilgisi olmamasına rağmen emekçileri fişliyor. Hem de en iğrenç yöntemleri ile. Bayan kasiyerin geldiği sömürücü sülük market de burdaki daha az sömürücü sülükler gibi ayın elamanı yarışması düzenliyormuş. Bizim bayan kasiyer de ayın elemanlarından Donjoan’a aşık olmuş. Ancak bu Donjoan bizim bayan kasiyerin insani duyguları karşılığında çürümüş insan ilişkileri çerçevesinde bir cinsel sömürü ve tüketim malzemesi olarak bakar. Bayan ki bu arada bu kavram hikayede ismini unuttuğumuz bir emekçi (Hikayenin kurgusu gereği) olduğundan kendisinden altı çizili bir özür diliyoruz. Burdaki bayan kasiyer hepimiziz. Neyse….Bayan kasiyerin yaşadığı bu mide bulandırıcı deneyimin ardından prangalı marketten istifa ediyor. Ancak market sülükleri arasındaki fişleme trafiğine bu olay bayan kasiyerin ayın elemanına karşı bir zaafı olduğu olarak geçiyor. Zeck de yani bizim gibi, bizden biri insan ama bilinçsiz ama güvensiz ama dağınık Zeck bu ayrıntının üzerine atıldı. Kafasında ayın elemanı olmaya karar verdi. Arkadaşları buna tabii ki karşı çıktı. Zira Tiewty bu alanda yenilmez. Zira Zeck sabah işe hep geç kalır. Zira Zeck çalışmayı sevmez. Zira Zeck dostlarıyla kutu bir köşede poker oynamayı sever. Zira Zeck biriyle vahşice yarışarak bir şey kazanmayı sadece aptalca bulur. Sadece aptalca bulduğu için de bir anda bunları unuttu. Sabahları erken kalktı. Akşamları erken yattı. Zeck Tievty’le kafa kafaya yarıştı suratını çarptı. Kaşı açıldı. Ne yaptıysa olmadı. Her zaman Tievty’nin ardından nal topluyor, yetmiyormuş gibi bir de üstüne Bayan kasiyer Tievety’e yaklaşıyordu. Vazgeçmiyordu ancak kimseyi de inandıramıyordu.

Bir gün bunalmış derecede iken dostlarından İkbal yardımına yetişti. Zeck’e baktı İkbal. Acıyarak güldü. Ve "Zeck böyle olmuyor, insanlara yardım edeceksen onurlu bir insan olman gerektiği için yapmalısın. Yoksa yöneticilerin görmeleri için değil" dedi. Zeck de ondan sonra sürekli içinden geldiği gibi yapmaya başladı. Kısa bir süre sonra da ilk yıldızını aldı. Ve arkası da gelmeye başladı. Artık Zeck yürüyor, yöneticiler görüyor ve tek tek yıldızları topluyordu Zeck. Tahtada Zeck’in adının yanı yıldız doluyordu. Sağ tarafı yıldız doluyor sol tarafından birer ikişer dostları azalıyor. Zeck yöneticilerin gözüne girmek için mal fazla alsın diye gizli sığınaklarını malla dolduruyor. Arkadaşları sorduğunda mükemmel masum cevaplar veriyordu. Zeck İkbal’e söz verdiği halde market maçına yetişip yöneticilere gözükmek için İkbal’in nöbetinden ayrılıyor. İkbal’in işten atılmasına neden oluyor. Ama buna da güzel bir cevap buluyor. Son yarım saatte ayrıldım. Hem yöneticilerle aram iyi. Seni sonra yeniden aldırırım der. İkbal bu onursuzluğu kabul etmez. Sonrasını tahmin edersiniz.

Aslında tüm bu anlatılanlar hepimizin günlük yaşamda yaşadığımız insanlıktan çıkmışlığımızın resmi. Sabahtan beri burda lafı dolandıra dolandıra anlatmaya çalıştığımız aslında basit olarak kurgulanıp ve üzerinde hayattan bıkmış vurdumduymaz birinin kıza âşık olunca nasıl canavar gibi çabaladığını anlatan komik mi komik bir film etiketi ile piyasaya sürülen bir Amerikan yapımı film. Ancak biz onu biraz tersinden okuyaraktan, bu arada bütün dil kurallarına da ihanet ederekten sizlerle paylaşalım dedik.

En kötü olay bile aslında ne yapılacağına dair ipuçlarıyla doludur. Ya da ne yapılmayacaklarla. Hikayeye hikaye katarak anlatığımız bu yazıdan çıkaracağımız dersler eminim ki çoktur. Zira gerçek hayatta Zeckler gibi çürütülmeyi bekleyen aynı zamanda müdahale edilip ondaki ileri insani yönleri geliştirebilinecek binlerce insanla dolu. İkbal’in yaptığı gibi fedakarlık ve onurluluğun ise ancak bir amaç ve mücadele etrafında sistemleştirilirse insanlığa üretici katkısını alabiliriz. Aksi takdirde çürüyen sistemin insanlıktan çıkaran yarışlarıyla, makinlara uyumlu yaratıklarla boy ölçme sevdası ile elimizde kalan son insani kırıntıları da kaybedeceğiz.

13 Kas

Yıkımcıları NE yapacağız…

Yıkımcıları ne yapacağız?
Dönüştürülen kentlerde emekçi çocuklarına okul planlanmıyor. Bir okurumuz bildiriyor:
Sıcaklar kasıp, kavuruyor. Plajlarda iğne atsan düşecek yer yok. Turizm tavan yapmış ancak "İç mi dış mı" o kısım araştırılıyor. Seçimler bitmiş. Ülke, pardon iş dünyası büyük bir nefes almış. Aynı Hükümet ve daha fazla bir güçlenerek yeniden seçilmiş. Ancak o da ne. Borsa düşmüş… Her emekçinin cebinde çalınan sefalet ücretleri… Krizdeyiz zam yok ninnileri bin bir çeşit klipler etrafta… Oteller tıklım tıklım… Ücretler gıdım gıdım…
Koca şehir otellerden ibaret sanki. Öyleki biri çıkmış kentin en yüksek kısmına, şöyle bir kuşbaşı bakmış. Sonra kenti eli ile ikiye bölmüş. Şu birinci kısım şu deniz gören, hani şu ormanlarla sevişen kısım var ya o kısım ticaret ve onun sahiplerine. Zenginlere yani. Şu arka taraflar. Hani varya şu bataklıktan olma yerler. Sineğin böceğin ve ısıtmanın yetiştiği kısımlar. Onlarda hizmetçilere. Tabi güzel cennetin cennetliği hizmetçilerle olur. Yoksa ne cennet kalır nede güzellik. Cennetin-cehenemin bir arada yaşandığı kent. Burası Antalya… Hani şu süs havuzlarında çocukların öldüğü. Yabancı emekçilerin pasaportlarına el konulup, kölece çalıştırıldığı kent. Hani duymuşsunuzdur şu turistlerin boğazlarının kesilip vahşice katledildiği. Hani asgari ücretin bile çok görüldüğü işçilere yemek bile verilmeden sabahlara kadar koşturulduğu kent. Hani şu her çöken çürük inşaatın altında sadece işçilerin öldüğü kentten bahsediyoruz.

Bahsediyoruz da dostlar merak edecek. Bildiğimiz gerçekler ve sadece Antalya’ya ait olmayan bu sermaye gerçekleri neden yeniymiş gibi önümüze sürülüyor. Var tabiî ki bir sebebi. Antalya’da 45 derece sıcağın altında bu yılın en popüler yerel hizmet çalışmasından bahsedeceğiz emekçilere. Ya da paylaşacağız diyelim. Sıkı durun dostlar açıklıyoruz.

Antalya’da bugün ikinci okul yıkıldı. Yoyo öle hemen aklınıza masum veya insani gerekçeler gelmesin. Vallahi kapitalistlerin öyle insani bir gerekçe ile iş yaptığına yaşım daha genç ama ben şahit olmadım. Gerçi benim gibi tarihte şahit olmamış. Neyse dağıtmayalım, bu gün Antalya’da ikinci okul da yıkıldı. Hem de güpegündüz. İnsanlar yoldan geçerken. Haa haklarını yemeyelim. Önlem almışlardı. Ama ne önlem. Üç kez gezindim çevresinden. Ne bir ambulansa ne bir sağlık görevlisine ne de bir güvenlik şeridine rastlamadım. Ama en az bir otobüs polise denk geldim. Hem de "Buralarda fazla dolaşma birader yıkım var" diye dostane uyarılar yapan polisler… Evet, görüyoruz "yıkım var". Bir de zabıta vardı. Eee yıkım var, zabıtasız yıkım Kanbersiz düğüne benzer değil mi?
Saat 17.00. Antalya’da okul yıkıyorlar. Kim alır bu yıkım kararını. Neden yıkarlar bir kentte okulları bilmiyorum. Merak bu ya. Kalktık bir kaç yetkiliye sorduk. Mileli eğitimden birini bulduk. Ya bu okul neden yıkılıyor. Deprem mi? Hayır! Çürük mü? Hayır! Başka yerde okul yapıldı ve burada ihtiyaç kalmadı. Okul yapılıyor da, o yapılan okullar buradaki ihtiyacı bile karşılamıyor. Okullar bu yıl yine 50–60 kişilik olacak. Bunlarda oralara ekstra yük olacak. Peki, neden yıkıyorsunuz kardeşim. Kentsel dönüşüm. Birde okullar kentin göbeğinde. Eee burası da malum turizm kenti. Yani turiste yeşil alan kent merkezinde ne göstereceksiniz. Evlerimizden sonra sıra şimdi okullarımıza mı geldi. Gelmişte yıkılıyor işte. Kimselinde gıkı çıkmıyor. Turiste yeşil alan göstereceklermiş. Turist para basıyormuş.
Yıkın kentin göbeğindeki Falezi, Sheraton, Dedeman ve Tabya otellerini o vakit. Madem kenti ve turisti düşünüyorsunuz. Denize sıfır kurulmuş, denizden gelen rüzgârları da kesiyorlar sonrada 50 derece sıcak diye ağlıyorlar. Ama onlar okul yıkıyorlar. Bu ikinci okul. Yanındaki okuluda daha önce yıkmışlar. Şimdi yıktıkları okulun adı milli şeflerinin adını taşıyan ilkokul. Daha önce ise gençlere küçük yaşta mesleki beceri ve eğitim kazandıracağız palavraları ile açtıkları aslında küçük yaşta gençleri sömürü çarklarına aldıkları meslek lisesi.
"Haydi, kızlar okula" türküleri ekranda eksik olmasın ama artık bunun yanına "Üzgünüz ama gideceğiniz okulu turiste pazarlamak için yıktık" diyecekler. Yıkarlar hani bir söz var ya. Hani biz bütün bu iğrençliklere karşı midemizi ve terbiyemizi korumak için savaş verdiğimizden dolayı kullanamadığımız bir deyim varma. Bunlar para için. Neyse biz dönelim konumuza. Da nasıl dönelim. Yeni birşey duyuyoruz. Ne olacak ki bu proje çok önemliymiş. Valilik ve il özel idaresi de bu yüzden boşaltılmış. Hükümet konağı yani valilik boşaltılmış. Nereye taşınmış dersiniz. Gazi ilköğretim okuluna taşınmış. Yani biz milli şefe şaşırmıştık. Baksana adamlar…
İl özel idaresi için yerel basında bol bol çürükmüş vs. gibi bir sürü palavra yazıldı çizildi. Koca hükümet konağını yıkıyorlar okuldan ne çıkar. Ne ise diyelim biz daha. Bu gün Antalya’da ikinci okul yıkıldı. Pardon birde ıskartaya çıkarılan Gazi İlköğretim Okulu’nu sayarsak üçüncü okul yıkıldı. Ama kentte yıkılacak daha çok okul var. Onlara pazarlayacak malzeme lazım. Kimin umurunda kent merkezinde çocuklar daha rahat ulaşırlar okula. Onlara ne 50-60 kişilik kalabalık sınıflar. Onlara ne bizden, emekçi halktan.
Evet… Bu gün Antalya’da 45 derecelik sıcağın altında güpegündüz 3. okul yıkıldı. Okul yıkılırken kimsenin ruhu duymadı. En kötüsü de kimsenin ruhu incinmedi. Bizimse ta ciğerlerimize kadar yandı her yanımız. Ancak yazdık bunu da seyir defterimize. Bir gün bu dönüşümcüleri dönüştürüp okul inşaatlarında çalıştırma bilinci ile İLERİ.

09 Kas

ÖYKÜ

Işıklar geçti günden, yaşam bizden
bedenler yorgun ayaklar inatçı
kuyruklar uzadıkça evler uzaklaşır
Titrekler de pamuk yüklü umutlar
ki alşama kadar ter
sövgü ve gurbetten düşen payımıza
 
Biliyoruz bir payımız daha var
yaşamdan alacağımız
bastırmadan yerin dibine ihtiyacımızı karşılayacak
özgürlüğe hasretimizi dindirecekı payımız
Biliyoruz kimse vermez gökten inmez
bizim olanın bizden çalanlar
bizde görüyoruz artık
bizim gibibizden olanlardan gayrı
dost olmadığını bize
geleceğin güşüşleri için
kaya gibi sert kavgalara hazır olacağımız kesin

09 Kas

ARABESK

Sevmek öyle korkulası
Öyle çekilmez bir dert ki senle
Ve coşolası bir deprem
Sarsıntısında savrulup,
paramparça parçalanan
bir cam parçasısın bende
kırılır kalbime batar parçaların
dayanamam
yıkılırsan
altında kalır
sürgüne döner dünyam
çok cevaplı tek sorusun bende
gözlerimde kelepçe
anahtarsız çıldırıyorum
 
Ne sen ne ben
ne son ne başlangıç
kara bir çıkışsızlık bu yol
kelimeler tükendi bende
Mavi bir önlük üzerimde
sendeyim işte
atla benimle fırtınanı kanadına
yırtıp atalım bu arabesk anaforu

09 Kas

Mavi Bir Düş

bir şarkı söyle bana
gülüşün kadar gerçek
bir aşk gibi tatlı
bir oyana bir bu yana
istanbulun dalgaları gibi
salıncak kursun coşkuya başım
 
bir şarkı söyle bana
ağıtları tüketsin
bitimsiz sarılmaları çoğaltsın
beyazlasın tüm kara sevdalar
 
bir şarkı söyleki
ağarmasın şakaklar
ve yüzler taşımasın
kurak toprakların kaderini
 
bir şarkı söyleyelim
ekvatorun iki yakasında
dalgalansın mavi bayraklar

09 Kas

Sana Dair

 xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
 
sen, 
saçlarında rügar
yüreğinde okyanus
gözlerinde dünyayı
taşıyan  sevdam
 
biz,
ememiğimizle
güzelleştirip
umudumuzla
muştulayacağız kavgayı
 
Yürekler tortu tutmaz bilirim
ne kadar kudursalarda boş
neyin güzelleştireceğini
anlatamasakda henüz
düşüyor yaldızlı yalanlar
başlıyor her yanı yangın bir sevda
 
ve bir kez daha yazılıyor
tarihin gelecek sayfasına
 
Biz,
emeğimizle
güzelleştirip
umudumuzla
muştuluyacağız dünyayı
 

09 Kas

umut sevmektir.

   Ne zamana isyan edebiliyor insan
   Ne kendi rüyalarına.
   Bir tek oturup kendi kendine
   Aşk ne güzel şey diyip
   O güzel yüzüne sevdalanmanın
   Bahtiyarlığını yaşıyor insan.
 
  Bilirim bende bilirim elbet
  Geçer kaşın karalığı
  Gider gözün elalığı
  Kalır yalnızca yaşadığımıza dair
  Kanıtları alnımızda.
  Kalın derin çizgiler.
 
  Ama bir şey daha bilirimki
  Kaşın karalığı gözün elalığına
  Bir diğeceğim yoktur lakin
  Sendeki bu güzellik
  Ta derinlerde
  Yürek denen o tapılası mabettendir.
  İşte geçmez mabedin
  Ne yazı ne baharı.
 
 Bir iç geçirip gülüyorum kendime
 Bunlar gece gündüz kadar gerçek
 Üstelik kaşında kara gözünde ela
 Ne varki düşte, yalnız düşte severim 
 Alırım koynuma onları,
 Öper saklar, koklar dönerim 
  Bir uyanırım acı dünya
 Ellerim bomboş ve sen yoksun    

Sayfalar : [1] 2

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.