Ayın Elamanı…
20 Kasım 2007 Salı Yorum yok
Ayın elemanı
Hayattan bıkmış market işçisi Zerk’in canavara dönüşünün hikâyesidir. Sadece onun mu?
Büyük bir ülkede büyük bir kentte, büyük bir markette çalışan biraz vurdumduymaz, biraz amaçsız ama insan olarak seven sevilen birisidir Zeck.
Ayrımsız markette çalışan insanların sevgisini ve güvenini kazanan Zeck geçmişte anneannesinden yüklü bir miktar borç alarak ticarete atılır. Çok para kazanmalıydı Zeck. Hayatta kendisinden başka kimsesi olmayan anneannesinden aldığı borcu ödemek zorundaydı. Hata yaptı, deneyimsizdi, kısaca başaramadı Zeck. Bir sürü nedeni vardı başarısızlığın ancak bir nedeni vardı ki biz onu seviyorduk. Zeck insandı. İnsan olarak kalmaya çalıştı. Hayatın kuralı bu. Ticaretle insanlık bir arada olmadı olamazdı.
Zeck de o olaydan sonra adı geçen markete girdi. Büyük annesinin yanına taşındı. Markette amirlerinin nefret bakışları arasında ama en çok da emekçilerin güven sadakatla her şeyine göz yumduğu biri olup çıktı. Çok da yakın üç dostu vardı. Biri göçmen işçi İkbal. Arkadaşları arasında en fedakâr ve dürüst. Müslüman ve çocuk işini biraz abartmış. 20 kadar. Mayk ise sinirli ve güçlü. Ancak işyerinde ve özellikle de idarede çalışan emekçiler arasında çevresi geniş olan birisi. Reys ise ileri derecede miyopastitmat. Sevmediklerinin yüzüne yaklaşır "senin içini görüyorum" der bağırırdı. Neyse biz geçelim Zeck’in hikayesine. Bizim hikayemize.
Market büyük bir ülkede kurulu dedik ya. Ee büyük ülkenin de büyükçene marketleri olur. Bu büyük marketlerde çalışan emekçiler vahşi bir sömürü çarkının altında inim inim ninniler dinlerlermiş. Öyle ki bazı marketlerde emekçilerin ayaklarına elektronik prangalar takılır, emekçileri bire bir izlerlermiş. Bilgisayarlara bağlı olan prangalar otomatik olarak alarm verirlermiş. Görev yerinden mi uzaklaştın. Alarm… Arkadaşınla mı konuştun. Alarm… Misafirinmi geldi. Alarm… 20′den fazla müşteri mi birikti. Alarm… Bir müşteri bir dakikadan fazla sırada mı bekledi… Alarm. Alarm, alarm, alarm… Bitmez bu alarm. Bu ve buna benzer uygulamalar sürekli devam eder gider.
Ancak bizim burda konumuzun geçtiği market tabii ki bu kadar insafsız bir şekilde işlemiyormuş. Daha insani bir şekilde işler yürüyor. Mesela Pranga olmadan tüm kurallar fazlasıyla işliyor. Hatta yer yer bazı ekstra kurallar da üstüne koyulmuş. Mesela her gün performansına göre yıldız veriliyor emekçilerden birine. Bu yıldızlar biriktiğinde bir aylık insanlıktan çıkmanın karşılığında ödül alıyorlar. Ancak bunun karşılığında tüm emekçi kardeşlerinin nefretini de kazanıyorlar. Onursuzluğu da orda kalsın.
Çok şükür(ki) bizim kahramanımız Zeck’te hiçbir zaman birinci olmak, başka bir deyişle ayın elamanı olma sevdası yoktur. O markette zaten Tievty’ten başka da birinci olacak kadar ne aşağılaşmış bir işçi ne de bu kadar yetenekli biri yoktur. Ta ki, işyerine çok güzel bir kasiyer alınana kadar.
İşyerine gelen kasiyer çok güzel olduğu kadar çok çalışkan olmasıyla da bilinir. Zeck bayan kasiyere ilk görüşte âşık oldu. Hikaye bu ya ilk görüşte aşk. Hemen kızla tanışır. Sonra da arkadaşı Mayk aracılığı ile kızın ciwisine ulaşır. Bu arada bu prangalı vampir market hakkında eksik bir bilgi ilettiğim için bu yazıyı okumaya çalışan emekçilerden özür dilerim. Bu kan emici sülükler işle hiçbir ilgisi olmamasına rağmen emekçileri fişliyor. Hem de en iğrenç yöntemleri ile. Bayan kasiyerin geldiği sömürücü sülük market de burdaki daha az sömürücü sülükler gibi ayın elamanı yarışması düzenliyormuş. Bizim bayan kasiyer de ayın elemanlarından Donjoan’a aşık olmuş. Ancak bu Donjoan bizim bayan kasiyerin insani duyguları karşılığında çürümüş insan ilişkileri çerçevesinde bir cinsel sömürü ve tüketim malzemesi olarak bakar. Bayan ki bu arada bu kavram hikayede ismini unuttuğumuz bir emekçi (Hikayenin kurgusu gereği) olduğundan kendisinden altı çizili bir özür diliyoruz. Burdaki bayan kasiyer hepimiziz. Neyse….Bayan kasiyerin yaşadığı bu mide bulandırıcı deneyimin ardından prangalı marketten istifa ediyor. Ancak market sülükleri arasındaki fişleme trafiğine bu olay bayan kasiyerin ayın elemanına karşı bir zaafı olduğu olarak geçiyor. Zeck de yani bizim gibi, bizden biri insan ama bilinçsiz ama güvensiz ama dağınık Zeck bu ayrıntının üzerine atıldı. Kafasında ayın elemanı olmaya karar verdi. Arkadaşları buna tabii ki karşı çıktı. Zira Tiewty bu alanda yenilmez. Zira Zeck sabah işe hep geç kalır. Zira Zeck çalışmayı sevmez. Zira Zeck dostlarıyla kutu bir köşede poker oynamayı sever. Zira Zeck biriyle vahşice yarışarak bir şey kazanmayı sadece aptalca bulur. Sadece aptalca bulduğu için de bir anda bunları unuttu. Sabahları erken kalktı. Akşamları erken yattı. Zeck Tievty’le kafa kafaya yarıştı suratını çarptı. Kaşı açıldı. Ne yaptıysa olmadı. Her zaman Tievty’nin ardından nal topluyor, yetmiyormuş gibi bir de üstüne Bayan kasiyer Tievety’e yaklaşıyordu. Vazgeçmiyordu ancak kimseyi de inandıramıyordu.
Bir gün bunalmış derecede iken dostlarından İkbal yardımına yetişti. Zeck’e baktı İkbal. Acıyarak güldü. Ve "Zeck böyle olmuyor, insanlara yardım edeceksen onurlu bir insan olman gerektiği için yapmalısın. Yoksa yöneticilerin görmeleri için değil" dedi. Zeck de ondan sonra sürekli içinden geldiği gibi yapmaya başladı. Kısa bir süre sonra da ilk yıldızını aldı. Ve arkası da gelmeye başladı. Artık Zeck yürüyor, yöneticiler görüyor ve tek tek yıldızları topluyordu Zeck. Tahtada Zeck’in adının yanı yıldız doluyordu. Sağ tarafı yıldız doluyor sol tarafından birer ikişer dostları azalıyor. Zeck yöneticilerin gözüne girmek için mal fazla alsın diye gizli sığınaklarını malla dolduruyor. Arkadaşları sorduğunda mükemmel masum cevaplar veriyordu. Zeck İkbal’e söz verdiği halde market maçına yetişip yöneticilere gözükmek için İkbal’in nöbetinden ayrılıyor. İkbal’in işten atılmasına neden oluyor. Ama buna da güzel bir cevap buluyor. Son yarım saatte ayrıldım. Hem yöneticilerle aram iyi. Seni sonra yeniden aldırırım der. İkbal bu onursuzluğu kabul etmez. Sonrasını tahmin edersiniz.
Aslında tüm bu anlatılanlar hepimizin günlük yaşamda yaşadığımız insanlıktan çıkmışlığımızın resmi. Sabahtan beri burda lafı dolandıra dolandıra anlatmaya çalıştığımız aslında basit olarak kurgulanıp ve üzerinde hayattan bıkmış vurdumduymaz birinin kıza âşık olunca nasıl canavar gibi çabaladığını anlatan komik mi komik bir film etiketi ile piyasaya sürülen bir Amerikan yapımı film. Ancak biz onu biraz tersinden okuyaraktan, bu arada bütün dil kurallarına da ihanet ederekten sizlerle paylaşalım dedik.
En kötü olay bile aslında ne yapılacağına dair ipuçlarıyla doludur. Ya da ne yapılmayacaklarla. Hikayeye hikaye katarak anlatığımız bu yazıdan çıkaracağımız dersler eminim ki çoktur. Zira gerçek hayatta Zeckler gibi çürütülmeyi bekleyen aynı zamanda müdahale edilip ondaki ileri insani yönleri geliştirebilinecek binlerce insanla dolu. İkbal’in yaptığı gibi fedakarlık ve onurluluğun ise ancak bir amaç ve mücadele etrafında sistemleştirilirse insanlığa üretici katkısını alabiliriz. Aksi takdirde çürüyen sistemin insanlıktan çıkaran yarışlarıyla, makinlara uyumlu yaratıklarla boy ölçme sevdası ile elimizde kalan son insani kırıntıları da kaybedeceğiz.