çöl hafiyeleri
2 Temmuz 2008 Çarşamba | İhbar Et | Etiketler : doğa
Kış yüzü görmeyen Araplar’ın “Karda yürüyüp izini belli etmemek” deyimini kullanacak halleri yok elbette. Fakat, suç işledikten sonra uçsuz bucaksız çöl içinde kaybolan hırsız ya da katilleri yakalamak, Arap ülkelerinin güvenlik birimleri için, karda yürüyüp izini belli etmeyenlerden daha zor. Bunu bilen bu ülkelerin hükümetleri, bir nevi özel dedektif olan Murralar’ı kullanıp bu işi özelleştirerek çözümlemişler. Arap güvenlik yetkilileri, zor durumda kalınca Murra kabilesi mensuplarına müracaat etmekten çekinmiyorlar.
Murra kabilesi, bazı yönleriyle, özellikle de hukukun ve güvenliğin özelleştirilmesi yönüyle Türkiye’deki mafyaya da benziyor. Ancak Murralar mafyadan daha kabiliyetli insanlar. Anlatacağımız kısa hikayeleri okuyunca siz de hak vereceksiniz. Yaşanan hikayelerden biri şöyledir: Gözleri bağlanmış bir Murra, çölde üç günlük yola götürülmüş ve orada, kuru ve oynak kuma bir gümüş para gömmesi söylenmiş. Söylenileni yapan Murra aynı şekilde geri dönmüş. Aradan bir yıl geçtikten sonra bu Murra, hiç şaşmadan o mevkiye gelmiş ve onlarca kum fırtınası geçiren topraklardaki parasını daha yeni koymuşcasına kolayca bulmuş.
Bu hikaye gibi Murralar’la ilgili çok sayıda hikaye anlatılır. Murralar’ın, ayak izlerine dayanarak yaptıkları hafiyelik, hayret vericidir. Bir Murra’nın, kumun üzerinde çiğnenmiş ve rüzgarda allak bullak olmuş deve ayak izlerini tetkik ederek, hayvanın yaşını, cinsiyetini ve rengini tayin edebilmesi, eğer deve dişi ise hamile olup olmadığını, hamile ise kaç aylık olduğunu söyleyebilmesi, şayet devenin bir gözü kör ise Murra’nın bunu da, ayak izleri ile hayvanın otlayış tarzı arasındaki münasebetten anlayabilmesi gibi noktalar hakikaten enterasandır.
1000 yıldan fazla zamandan beri Murralar; yanlarından ayırmadıkları kalabalık deve ve koyun sürüleriyle Suudî Arabistan’ın Kuata civarı ile, diğer bedevî Araplar’ın korkup yaklaşmadıkları korkunç bir kum denizi olan Boşbölge arasında gidip gelerek hayatlarını sürdürmektedirler. Murraların, uçsuz bucaksız ve üzerinde tek bir işaret olmayan çöllerde yolu bulmada eşleri bulunmadığını söylemeye ise, bilmem gerek var mı ?
Arapların Murra kabilesine mensup bir “ayak izi hafiyesine” dair anlattıkları aşağıdaki hikaye dilden dile dolaşır. Ali adında genç bir deve sürücüsünün hikayesi, Murraların kabiliyetine en güzel misaldir:
ESRARENGIZ BIR MURRA HIKAYESI
“Mekke civarında bir yerde, develerini otlatan Ali, bir çalının gölgesinde uyuklarken birden bir patlama duyuldu ve çocukcağız, daha silahına davranamadan yere yığıldı kaldı. Silah sesleri, otlayan develerin kaçmasına sebep oldu. Iki saat sonra sürü, sahibi olan Muhammed Nesim’in çadırının önündeydi. Gece olup da Ali gözükmeyince meraka düşüldü. Sabah olur olmaz çobanın kaybolduğu bildirildi. Şehrin valisi çok geçmeden Refik adında bir Murra’yı askerlerin yanına katarak çöle gönderdi. Çölde Ali’nin cesedi bulunamadı. Murra Refik, kumlar üzerinde kalmış karışık ayak izlerini tetkike koyuldu. Gördüklerini şöyle izah etti: ‘Üç Bedevî şu çalının arkasına süründüler. Ikisinde tüfek vardı. Ihtimal develeri çalmak için çocuğa ateş ettiler; fakat hayvanlar ürküp kaçınca amaçlarına ulaşamadılar. Adamların ikisi uzun boylu ve ağır yapılıydı. Üçüncüsü ise sıska ve bir gözü de iyi görmüyordu. Bin metre kadar ileride üç erkeğin ayak izleri daha ziyade belli oluyordu. Çok geçmeden yumuşak kumların kayalık ve çakıllı bir ovaya dönüştüğü yerde Murra “Güney’e dönmüşler” bilgisini verdi.
Bir saat kadar sonra, bir su başına geldiler. Suyun etrafında, tıpkı Murra Refik’in tarif ettiği gibi, ikisi kuvvetli ve adaleli, üçüncüsü ise sıska ve tek gözlü üç kişi çömelmişti. Üç kişi, öldürülen çocuktan haberleri olmadığını ve bu hareketi valiye şikayet edeceklerini bağıra çağıra söylediler. Fakat yine de Mekke’ye götürüldüler. Üç kişinin sorgulamasını yapan Polis Müdürü, sanıklara suçlarını itiraf ettiremedi. Daha önce kendilerine çokca yardımcı olan Refik’in bu defa yanıldığına kanaat getirmişti. Bu fikrini kendisinin yüzüne söyleyince Murra kolunu uzattı: “Yanlışım varsa, kolumu kesin” dedi: “Katilleri size getirdim. Çocuğu vuran iki iriyarı adamdır, ötekinin suçu onlarla birlikte olmuş olmasıdır.” diye de ekledi.
Polis Müdürü, sıska Bedevî’nin, yanına getirilmesini emretti. Adam odaya girince, ‘Bu vatandaş neden hâlâ hapiste?’ diye bağırdı. Bedevînin asık suratında bir şaşkınlık ifadesi görmesi üzerine izah etti: ‘Kardeşim, dün hapisten çıkarılman icap ederdi. Vali, tazminat olarak sana bu altın kesesini yolladı. Yalnız bir dahaki sefere kendine arkadaş seçerken dikkatli ol.’ Müdür, Bedevî’nin cevabının beklemeden ‘Evet’ diye devam etti, “Iki arkadaşın suçlarını itiraf ettiler. Çocuğu kendilerinin öldürdüğünü açıkladılar.” Bedevî, ‘Ama o meseleyi kimseye açmayacağımıza and içmiştik. Hatta beni, dilimi kesmekle tehdit ettiler.’ Polis Müdürü, ‘Işimizi kolaylaştırmak senin elinde’ diye ilave etti. ‘Cesedin nerde olduğunu göster.’ Bedevî yutkundu. ‘Başını kestiler. Başı bir yere, vücudu başka yere gömdüler.’ Ceset getirilince katiller suçlarını itiraf ettiler.”
EN ÖNEMLI DELIL AYAK IZLERI
Böylelikle çözülmesi zor görünen bir cinayet daha Murralar sayesinde aydınlatılmış oldu. Murra Refik cinayeti çözerken nelerden faydalandığını şöyle anlattı: Cinayet, yumuşak kumların üzerinde işlenmiş ve suç delillerini örtecek bir fırtına da olmamıştı. Üç adamın ayak izlerini nal izlerinden ayırmak Refik için çok kolaydı. Geniş adımlar ve kuma oldukça batık izler ona, ikisinin uzun boylu ve ağır olduklarını anlatmıştı. Çöl bitkisinin arkasından tüfekleriyle nişan alırken, dirseklerinin kumun üzerinde bıraktığı izleri de not etmişti. Üçüncü adamın bir gözünün bozuk olduğunu anlaması biraz daha güç olmuştu. Tamamiyle kör bir adamın ihtiyatla ayaklarını sürüşü herkesçe malûmdur. Fakat bir tek gözün hassasını kaybetmesi de ayak izlerini değiştirir. Tek gözlü adam, sağlam gözünün her tarafı görmesi için, sık sık başını çevirir. Bu ise, vücudun dengesinde bir değişme meydana getirerek farklı ayak izleri ile sonuçlanır.
Babadan oğula geçen 1000 yıllık bir san’atın sahibi için, bu, hiç de zor bir iş değildi. Daha yedi yaşına gelmeden Refik, babasının, annesinin ve üç kardeşinin ayak izlerini tanıyabiliyordu. 13 yaşına girdiği sene, bir kaç günlük izlerden, oradan geçen devenin, mesela, kahverengi, dişi ve dört veya beş aylık gebe olduğunu ve büyük bir insanla bir çocuğu taşıdığı neticesini çıkarabiliyordu. 20 yaşına gelince, kumlardan, gazete okur gibi, türlü hikayeler okumağa muktedir hale erişti.
Refik’in Valilik emrine girişi de enteresan olmuştu. Önce bir imtihan vermesi gerekmişti. Polis Müdürü 50 adamından 10’una kışlanın arkasında, Refik’in göremediği bir yerde yürümelerini emretti. Daha sonra, Refik’ten bu on kişinin kimler olduğunu tayin etmesini istedi. Murra, izlere baktıktan sonra, bellediği adamları teker teker ayırdı. Tabur tamamiyle geçtikten sonra, Refik’in sadece dokuz kişi ayırdığı görülmüştü. Bunun üzerine polis müdürü “Bir kişiyi gözden kaçırdın” dedi.
Refik ise, gülümseyerek müdürün durduğu yere baktı ve “Onuncu kişi sizsiniz” diye cevap verdi.
Murraların ne kadar kolay iz sürdüğünü, canilerin, hırsızların ne korkulu rüyası olduğunu göstermesi bakımından sizlere aktaracağımız son hikaye de çölde geçiyor:
“Günün birinde Memnu bölgesinde petrol arayan bir şirketin kampına misafir olarak birisi gelmişti. Yemeğini yemek için arabasından inen misafir, kontak anahtarını da kamyonda bırakmıştı. Fazla oyalanmadan yemeğini yiyen misafir kamyonuna döndüğünde kontak anahtarının yerinde yeller estiğini gördü. Hemen bir Murra bulundu. Murra’nın işi bu defa da kolay gözükmüyordu. Çünkü petrol şantiyesinde ayak izleri birbirine karışmıştı. Bütün çalışanların aynı tipte ayakkabı giymeleri Murra’nın işini daha da zorlaştırıyordu. Bu olumsuzluklar Murra’yı yıldırmadı. Şantiye içerisinde bir kaç dakika dolaştıktan sonra çölün yolunu tuttu. Fazla gitmeden önüne fazla kalabalık olmayan bir bir Bedevi kampı çıktı. Murra daha kampa girer girmez Bedeviler’den birini işaret etti: ‘Anahtarı çalan bu Bedevi’dir.’
Daha sonra hakim önüne çıkarılarak sorgulanan Bedevi anahtarı çaldığını itiraf etti. Murra’nın nasıl kendisini teşhis ettiğine şaştı kaldı. Çünkü hırsızlık yapmadan önce başka bir arkadaşının sandal ayakkabılarını alarak şantiyeye gitmişti. Murra, ‘Ayağını sürümenden o ayakkabılara alışık olmadığını anladım’ diye izah etti ve ekledi; ‘Ayak izlerinden, sakat bir adamı aramakta olduğumu farkettim. Nitekim senin de sol kolun sakat.’
HAFIYELER MURRALARLA BOY ÖLÇÜŞEMEZ
Batı’da hafiyelik, daha ziyade parmak izlerine dayanır. Arabistan’da ise Murra ayak izi avcısı, Batı’nın parmak izi mütehassısı gibi bir şeydir. Fakat, caninin eldiven giydiği vak’alarda, parmak izi mütehassısına iş düşmemesine mukabil, ayak izi mütehassısı bu kadar kolay atlatılamaz.
Günümüzde teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, çölün üzeri taş, beton, asfaltla ne kadar örtülürse örtülsün, çöle sahip olan memleketlerde hala canilerin en büyük korkusu, kendilerine aman vermeyen Murra hafiyeleri. Bir Murra’nın aradığı adamı bulamamış olması, işitilmiş şey değil.
