Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Kasım, 2007 Arşivi

21 Kasım 2007 , Çarşamba
Kategori (Siyaset)

      Bizim için en ağır darbe geldiğini görmeden yediğimiz yumruktur.Değerlerimizden yara alıyoruz.Bu yara içinde bir sürü bakteri üretiyor.Bu virüslerden bir tanesinin ismi "ben ve diğerleri kavramı"bu virüs kangirene dönüşüp ,kanayan yerimizden bizi ikiye bölmeden önce biz olalım.Birbirimizin yaralarına sevgiyle merhem olalım .Rahmetli büyük ninem ben küçükken ,bana geçmişe dayalı anılarını sevgiyle ve özlemle anarak anlatırdı.Biz uyurken evimizin kapısını kilitlemeden uyurduk derdi.şimdi ne değişti diye düşünüyorum.biz o eskilerin torunları değilmiyiz.bizi kim başkalaştırdı,kim ötekileştirdi.T.C sınırlarında yaşayan her bir birey Türk vatandaşıdır.Etnik köken,din,mezhep farklılığı bizi birbirimize yabancılaştırp ,farklılıştırp diğeri yapamaz.Bizim geçmişimizin ansiklopedi ciltlerine sığmayan bir tarihi var.Ergenlik bunalımında ,yeni yetme amerikanın herhangibi bir değeri,bir geçmişi,bir tarihi olmadığı herkezce biliniyor.Peki amerikanın nesi var?…Stratejileri var.En büyük stratejisi ;böl,yönet,hükmet.Çok orjinak demokrasi anlayışı var.devlet içinde iç çatışmalar yaratıp,bölünmler meydana getiriyor.sonra bölünenler birbirleriyle kimlik savaşına giriyorlar.sonra amerika bölünmüş topraklara giriyor ve gerisini söylemeye dilim varmıyor…ama bu trajediyi demokrasi barış ve huzur adına yapıyor …

   peki çözüm ne olabilir.  öncelikle mağdur rolünü oynamaktan vazgeçip ve gereken kişilere senin kim olduğunu biliyorum,ve ne yapmaya çalıştığınıda biliyorum.fakat biz Türk milleti ;eğilmeyiz,bükülmeyiz,yamulmayız.Hep boynumuz dimdik ,ve ayaklarımızın üstünde onurlu bir şekilde mücadele verdik ve hep mücadelerimizi bu şekilde ,bir bütün halinde vermeye devam edeceğiz.mesajını vermeliyiz.

peki sonra ne yapabiliriz.Gelirimize göre tüketim yapabiliriz.peki bu niçin önemli ?çünkü üretimden çok tüketime yöneldik.durum böyle olunca banka kredilerini yükleniyoruz.banka kredilerini ödeyebilmek için daha fazla bedensel güç ile iki kat daha fazla çalışıyoruz.zihnimiz hep bu yönde meşgul oluyor.Daha çok çalış,evin taksidini öde,daha çok çalış arabanın taksidini öde.aldığımız borçları ödeyemeyince çaresilikler başlıyor.çaresizliğin yalakalığı büyük olur.olmayacak şeye göz yumarız bir bakmışız ki onurumuz ve insanca yaşama hakkımız elimizden alınmış.bu devletimiz içinde böyle ,dış borcumuz ne kadar az olursa ,o kadar diğer ülkelerden bağımsız,ve ileride oluruz.milleti bireyler oluşturduğuna göre önce biz ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız.

üretimde altanatifler deneyebiliriz.asıl akıl sınırlarımı zorlayan şeylerden bir taneside  üretebildiğimiz sebze ve meyvelerin dışarda bize italatı .niye biz bunları yetiştirp, üretip satmaya çaılırken biz dışardan ürün alıyoruz.bizimkiler çürüyor  veya yok parasına gidiyor ben buna şaşıyorum .

eğitimde artık çocuklar öğrenci değil,sermaye gözüyle görünüyor.özel dersane ,özel öğretmen popilerliğine son vermeliyiz.bu durum hem öğrenci ,hemde öğretmen ayrımcılığını meydana getiriyor.eğitim her Türk vatandaşının temel hakkıdır.normal bir çocuk ,hangi coğrafyada olursa olsun eğitim basamaklarının ,ve gelişme basamaklarının hepsinden sınıf farklılığı gözetmeksizin yararlanmalıdır.bizler çocuklarımızı yarış atı  gibi yetiştirip ,hangi at birinci gelecek şeklinde çocuklarımız üzerine kumar oynayamayız böyle bir lüksümüz yoktur.

gereksiz ve içi boş olan tv programları ,bizi ve kültürümüzü dejenere ediyor…hele magazin programları ;az sonra,az sonra diye bir şeyi yüz kere gösteriyorlar .ve insanları salak yerine koyuyorlar.ve nedense güzel ve kaliteli programları gece yarısından sonra yayınlıyorlar.hatta mümkünse akşamları çocuklarımız ders çalışırken tv kapatalım bizde elimize kitap alıp okuyalım ,çocuklarımza model olalım.

 



20 Kasım 2007 , Salı
Kategori (Edebiyat)

İçimde bir ses bana sürekli aynı şeyi fısıldıyor  "gerçek ne?"Gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki çoğunluğun uyguladığı ve takip ettiği yol ,gerçeğe giden yol değil.çünkü gerçeğe giden yolda kişi kendi ile başbaşadır.gerçeğin şakşakçıları ,aferincileri yoktur.gerçek önce insanın kendini bilmesi ,haddini bilmesi ile ışığını gösterir.peki insan tam anlamıyla neyi kapsıyor..gücünün bir sınırı var mı?…veya egosunun bir sınırı var mı

insan içinde devasal bir gücü barındırırken ,bi okadar da kendinden habersiz ,gücünün farkında değil …ama bi o kadarda masum …olaylara geniş baktığım zaman ,psikolojik,sosyolojik,ekonomik, …diyorum ki insan olmak ,insanca yaşamak,onurlu bir şekilde ölmek hakikaten zor.ama olmayacak bir şey değil…

insan deyince o kadar çok şeyi kapsıyorki bu kelime ,evren kelimesi ile aynı anlamı yüklüyorum insan kavramına

.en büyük erdemimiz içimizde ki devasal sevginin gücü…aslında bizim insan olarak en büyük açlığımız sevilmek arzusu ,önemsenmek arzusu ,bence insan hiç birşey olmasada tek başına bir dünyadır .insan insandır olmaya gelmiştir ve yaşayarak var olacak.

insan organik bir çöp değil ,içinde sonsuzluğu barındıran ,sınırsız bir varlık ,insanı sınırlayan bir şey varsa o da gene insanın kendisi olabilir düşünceleri olabilir…insanın sonsuz kudretteki yaratıcıya bağlı olduğunu ve içinde ki devasal gücün ondan geldiğini bilerek cesurca ,özgürce yaşamalı .içimizde ki devasal güç sevgi olmalı diye düşünüyorum ,,,sevgiyle kalın

 



11 Kasım 2007 , Pazar
Kategori (Edebiyat)

Aynı göğün altında ,aynı oksijeni soluduğumuz ama bize bi o kadar uzak ve farklı gelen bireylerden söz etmek istiyorum .onları alışveriş mağzalarında,pazarda,denizde ,sinemada ,tiyatroda,restoranda,kısaca hayatın içinde göremiyoruz.engelli arkadaşlarımdan söz edeiyorum ,bedensel engelli,görme engelli,işitme engelli,zihinsel engelli bireylerden bahsediyorum.kendimiz gibi olan ,insanca yaşama haklarına sahip olan bireylerden sözediyorum.bedensel engelli arkadaşlarım için ,parklarda kaldırımlarda ,alışveriş merkezlerinin çoğunda halen düzgünce, tekerlekli sandalye ile gidebilecekleri kaç alan var.veya görme engelli bireyler için trafik ışıklarında,yanına gelince ses çıkaran cihazlar yapılabilinir,dur,bekle ,geç veya şimdi aklıma gelmiyor ama bir uyaran olmalı onlar için .zihinsel engelli arkadaşlarımız onlar zihinden öte bir yürekle yaşıyorlar…arkadaşımızın ,komşumuzun zihin engelli bir çocuğu olabilir lütfen bu gibi durumları anlayışla karşılayalım ve durumumuzu hazmedip onlara elimizden geldiğince yardım edelim .ne oldum değil ne olcağım demeliyiz.hayat geçiyor ve her an  bedensel engelli,görme engelli,işitme engelli ve zihin engelli olabillirizhayatta en ağır şey ,herşeye sahip olupta bunları insanca kullanamamak,düşünemeyip düşünce engelliler kervanında yeralmak  ,insan kendini hazmetmeli ve kendi dışında ki bireyler içinde eğer elinden geliyorsa birşeyler yapmalı .artık sokakta .parkata ,markette her yerde ,engelli arkadaşlarımızında içimizde bizimle beraber iç ,içe yaşamasını arzu ediyorum .anneler çıkarın çocuğunuzu evinizden ,kimse kimsenin elinden doyasıya yaşamak hakkını alamaz,doyasıya sevme ve sevilme hakkını alamaz ,arkadaşlar atın kendinizi caddelere ,sokaklara,eğlence yerlerine.kim rahatsız oluyorsa o kapatsın kendini evine zaten bu rahatsız kişiler ruhlara bedenlere mahkum ,özgürlüğü tadamamış kimseler. zihinsel engelli olupta davranış problemleri çok olan veya hiperaktif olan çocukları eve kapatmak değidir çare…gerçek insan,gerçek dost sizi her halinizle  kabul eder.toplumun dikkatli ve iyice dönüp ,dönüp bakmasının sebebi ,sizin çocuğunuzun farklılığı için değil ,göz aşinalığı olmadığı için .eğer toplumun her kesiminde engelli arkadaşlarımızı aramızda görebilirsek .bu bakışlara maruz kalmayız…



11 Kasım 2007 , Pazar
Kategori (Edebiyat)

yaşantımızda edindiğimiz çoğu bilgiyi günlük hayatımızda kullanmak yerine genelde ,edindiğimiz kültür birikimmini ,ahmak kesmek ,sürekli yargılamak,akıl vermek adına kullanıyoruz.bilgiyi hazmedip hayatımıza geçremiyoruz.biz biliriz,bildiklerimizi tartışarak beyin jimlastiği yaparız.bilgiyi kullanıp egomuz orgazm olduğu zaman sigara yakarız,günün konusu her neyse günden hakkında kendimizi galip ilan ederiz,sfır eylem susarız.bilgeliğimizden susmayız,eylemsizliğimizden ,bizi eyleme götürecek bilgi ve donanımdan uzak olduğumuz için susarız.

varoşlar:aydın ve entel insanlar onlar hakkında kitap yazsın ,metin yazsın,sinema yapsın ,dizi çeksin diye varoş olmaz.(elbette gerçekleri yanstıp teoriden pratiğe uyarlanan ,projeler ve başyapıtlara,iyi filmlere ve onlara geri dönüşüm sağlayan her türlü etikinliğe ,ve bu faliyetleri sürdüren gerçek aydın,gerçek sanatçılara ,yatırımcılara saygım sonsuz ve iyki varlar)hayat şartları ,öyle gerektirdiği için onlar varoştur.durum böyleyken sözde elit tabaka ,sözde sanat tabaka ,veya paralarına para katmak isteyenler ,içindeki  ben duvarını hazmedemezde içki sofralarında"ne olacak bu memleketin hali"tümcesini meze yaparlar.azar,azar yemek bitimine kadar rakılarının yanında aparatif alırlar"memleket sorunlarını …hazmet :senin beyin kıvrımlarında ego damarların pıtılaşmasın diye konuştuğun halk tabakası ,senin beyaz peynir yerine koyduğun meze olamaz.timsah gözyaşların senin olsun ,bu ezilmişlik seni kendi gözyaşlarınla boğar ve bu insanca bir ölüm olmaz



10 Kasım 2007 , Cumartesi
Kategori (Edebiyat)

     hazımsızlık kapasitemizden daha fazlasını bedenimize,duygularımıza,düşüncelerimize yüklediğimiz ,bize bir beden büyük gelen ve üzerimize oturmayan dolayısızyla taşıyamadığımız için bizi içten ve dıştan hasta eden bedensel ve duygusal bir tranva türüdür…

    doğanın insandan önce varoluşu onu duygusal anlamda daha olgun daha hazımlı kılıyor olabilir.doğanın kendi içinde bir ahengi ,bir dengesi ve sürekli bir biçimde değişimi var.doğada bir ot ,ottur ,bir gül güldür,karanfil kendisini ,orkideye benzetmeye çalışmaz,hiç biri, bir diğerinden ne üstün ,nede aşağıdır.kendi dengelerinde hayatın akışında ,zamanda değişim süreçlerini yaşayarak ölürler.başka bir zamanda ,başka hayatları yeşertmek için gübre olurlar.rüzgarın önüne doğru eğilirler,güneşe doğru doğrulurlar,acıkırlar mı susarlar mı bilinmez ,ama kendi kendilerine biz insanların  ,kendi kendimize verdiğimiz cezaları vermezler.kendi türlerini katletmezler.doğanın zekası bu anlamda ,insan zekasını aşıyor gibi gözüküyor..

  doğada her bir  kare farklı bir güzelliktir .huzurdur ,doğa kendi güzelliğini haykırmaz,nadiren bu güzelliklerin farkına varan ,nadir insanlar vardır.insan ise genel anlamda ;güzelliğini ,başarısını,zekasını her daim haykıran ve üstelik bu mucizleri hazmedemeyen bir tür .aynalarda kendini arar bulamaz ,çünkü gözlerinin içine derinlere bakmaya korkar.en acısıda aynada ki görüntüsünüde gerçek sanır.yanılsımalarda ;dirhem ,dirhem bazende hızlı,hızlı zamanla birlikte akar .insan anı ıskalar.insanların aynalarda görülmeyen tarafları vardır…insanların fay hatları vardır .çatlamış ve büyük depremler atlatmış ,gizli hikayeleri,gizli gözyaşları vardır.aslında insana çok yüklendim …insan deyip geçmemekte gerek bizimde kendimizle verdiğimiz onurlu savaşlarımız var.nasıl sönmüş bir volkan yeniden faliyete geçiyorsa ve alveleri kızgınsa insanda canına tak ettimi alevleri dünyayı sarar ,kavurur.kendi alevi ile kendisi yansada ,bir kere canına tak etmeyi görsün yedi cihanı inletir acısıyla.

 insan tüm benliği ile tüm yaratılmışlardan hem öte ,hemde aynı mucizeyi taşıyor ikliminde …ama kimi insan ,insan olmayı hazmedemiyor.ne kadar varlıklı olursa olsun ,o varlığın çokluğunda kendisi eziliyor…ezildikçe kükrüyor…benmi büyüğüm benim sıfatım mı…kendi dışında hayatı kolaylaştıran lüksleri ,geçimini sağlamak için çalıştığı işini ve iş yerinde ki konumunu kendinden fazla önemsizyor…ve önemli görüyor …her ne kadar egomuz bizi yönlendiriyorsa da biz egonun bir bütünü deği,evrensel zekanın tümüyüz…



7 Kasım 2007 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)

               Benim yüreğimde zamana demir almak ne mümkün,her mevsim yaprak dökümü ,sarı bir hüzün.Hayallerime don vurmuş başımdan aşağı bir ahmak ıslatan yağmuru ,sırılsıklamım.Bastığım yerler cıvık ,cıvık çamur.sanrsınınzki her daim artistik paten olimpiyatlarına ısınma turlarındayım.Düşmeden hayata kaymasını öğrendiğim vakit bu kaymanın mükafatına hayatta beni kayırır diye düşünüyorum.Deveye diken misali .Hayatıma her gün güçlü ve pozitif başalarım .günün bitiminde ,bir öykünün giriş pragrafında yükelemini kaybetmiş özne misali kendimi gelişme ve sonuç bölümüne taşıyamadan bugünüme üç nokta koyarım…Bir tümce bu kadar güzelken ,yüklem neden özneye anlam yüklemez yarıda bırakır üç noktayla elveda der.metinlerde ki edebi usluba inat kelimelere sığındım ben .Kalemimle sözcükleri kanatır ,tümceleri ağlatırm ve pragrafıma anlam yüklemeyen ,yükleme inat devrik duygularımla deverik cümleler yazarım.şimdi üç nokyayı yükleme yeğ tutarım .ertelenmiş bugünüme yarım kaldığı yerden başlamak umuduyla…



6 Kasım 2007 , Salı
Kategori (Edebiyat)

eğitimde amaç bireylerin zihinsel duygusal ve sosyal yönlerini geliştirip sağlıklı ve mutlu bireyler olarak toplumda yer almalarını sağlamaktır.günümüz türkiyesinde eğitim bir amaç değil ,çıkar sahipleri için bir araç olarak kullanılmaktadır.eğitimin seviyesizliği ve işlevsizliği bir sorunken ,eğitimli çakallar daha büyük bir sorun haline geldi .eğitimin anne karnında başlayan bir gelişim süreci olduğunu söyleyen eğitimciler,partikte bu sürecin sorumluluğunu üstlenen ebeveynler gibi birebir aynı koşulları yaşamadıkları için ,bizim ülkemizde teorilerle pratikler birbirini tamamlamıyorlar.teoriler pratiğe göre ve coğrafyaya göre hazırlanmalı .o coğrafyanın kültürüne uygun ,uygulamalar doğrultusunda bireysel eğitim ve teoriler geliştirilmeli .eğitim ,bireyi geliştirmek adına devlet tarafından geliştirilmiş bir kurumsa ,bireylerin gelişimini sağlayacak öğretmenin zekası ve yetenekleri kadar duygusal zekasınında gelişmiş olabilirliğini ve bu konuda istekli ve gönüllü çalışması ,çağdaş toplumların yaratılmasında çok önemli unsurdur diye düşünüyorum…

doğuda her türlü imakanın yoksunluğundan doğan ekonomik  bir yıkım,batıda maddeciliğin ve her türlü doyumun boşluğundan doğan duygusal bir yıkım .gelişmemiş toplumların öncelikleri farklıdır .öncelikli olarak güvende olmak ve kendilerini herhangibi bir tehtit altında hissetmemek isterler.damdan ahırdan bozma evlerden ziyade ,insanca koşullara  uygun ,içerisine yağmur ,kar ,ayaz girmeyen sıcak bir yuvada insanca yaşamak isterler.ebeveynler bir meslek ,bir sağlık güvencesi ve yarınları için emeklilik isterler.köylerin yolları asfalt olsun ,yollarında elektirik olsun, evlerinde su olsun isterler,çocukları okullarına varabilmek için karla kaplı kilometrelerce yolu çıplak ayaklarla tepsin istemezler.okullarına sürgün veya zorunlu görevle atanmış isteksiz öğretmen istemezler.kendileriyle empati kuracak .onların dilinden anlayacak gönüllü ve güçlü öğretmenler isterler…açlık zekayı aşar,ve düşünmeyi yetisini köreltir ve bireylere olmayacak şeyleri yaptırabilir …

 



6 Kasım 2007 , Salı
Kategori (Edebiyat)

 Yarın belki olmayacak ,öyleyse yaşamaya şimdi şu "an"da başlamak gerekir .İçinde bulunduğumuz anın güzellekliklerinin farkına vararak ve farkındalık yaratarak yaşamamız gerek.Aradığımız her neyse ,hep aramaya devam edeceğiz,onun için arayan değil ,bulan olalım,karşımızda durupta göz ardı ettiğimiz ne olabilir,bir dikkatlice bakalım .bu sefer bir değişiklik yapıp olumsuzluklar üzerine değil,olumlu duygular ve kişiler üzerinene yoğunlaşalım.bizimle ilgilen,gözümüzün içine bakan saçımızdan tırnağımıza bize zarar gelmesin diye elinden geleni yapan ,ailemize ne kadar ne kadar zaman ayırıyoruz.Sevdiklerimiz hep bizimle olacak sanıyoruz ,fakat zaman geçiyor ve biz nedense bizi sevenlerle değil,sevmeyenlerle meşgul olup ,onlara karşı ben değerliyim imajını yaratmaya çalışıyoruzOysa insanlar genelde siz değerlisiniz diye sizin yanınızda bulunmazlar,ben değerliyim bunun farkına var diye sizin yanınızda bulunurlar.çok nadir insanlar katıksız ve karşılıksız sizi siz olduğunuz için severler.Ama bu sevgi su gibi,oksijen gibi ,yemek içmek gibi bize doğal gelebilir.Nasıl ki çok susadığımız zaman bir bardak su için herşeyimizi feda edebileceğimizi düşünürüz ama su yoksa diğer şeylerin varlığı fayda etmez.

Sevdiğimizi kaybettiğimiz zamanda içimizde biriktirdiğimiz sevginin dışa vurumuda fayda etmez.Zaman varken size gösterilen sevgi ve alakaya karşılık verininiz.içinizdeki çocuğu dinleyin ve içinizden sevgi bir ırmak gibi sizi seven yüreklere dökülsün .Okyonus olup çoğalın…



4 Kasım 2007 , Pazar
Kategori (Edebiyat)

                  Ait olma duygusu niye?ne kadar çok ait olduğumuz şey var ,anneye-babaya ait olma,eşe ait olma,akrabalara ait olma ,topluma ait olma,bir takıma ,bir kulube ,arkadaşlara vs ait olduğumuz ne çok şey var .bu ait olma durumumuz sevgimizden mi ? mecburiyetten mi geliyor…

              Geliştirdiğimiz bağımlı ve mecburi ilişkiler ,bizimm düşünebilen,sevebilen,özgür irademizi sindirmiş olabilirmi…peki sahip olma duygusu nasıl gelişiyor…ait olduğumuz herşeyi doğal olarak sahipleniyoruz .maddi varlıklarımızla dahi sahiplenmeden öte bir bütünleşme yaşıyoruz.kendimiz sanıyoruz.herhangibi bir kayıpta depresyona girip ,kendimizide kayıp ilan ediyoruz.sahiplenme ile gelen aşırı hırslarımız bize ne kazandırıyor,bizden neler götürüyor,neden sahipleniriz kendimizi önemli hissetmek için mi biz bir birey olarak tek başımıza önemli değilmiyiz zaten …

        bireyselliğimizi toplumu kendimizden soyutlayarak  özgürce yaşayalım ,kafamıza göre hareket edelim demiyorum.çünkü o zaman bu özgünlüğün farkındalığı kalmaz .toplumda birey olarak farkındalığımızın farkına varalım diyorum .ancak bir toplumun bir bireyi dışlaması ,o bireyin yalnış olduğu anlamına da gelmez .çünkü doğrular ,topluma göre,tarihe göre ,zamanla değişen olgulardır .evrensel bir değerleri yoktur,çünkü uzun ömürlü değildirler…sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumlar için bireysel farklılıklar hoşgörü ve sevgi ile kıyaslama yapmadan saygı duyulmasından yanayım …



4 Kasım 2007 , Pazar
Kategori (Edebiyat)

insan düşünebilen bir varlık olmasına rağmen ,gündelik hayatın  yoğunluğundan çoğu zaman düşündüklerinin farkına varamaz ve küçük bir topluluğun düşüncelerini kendi düşüncesi kabul edip sorgulumadan yaşar .genelimiz istisna olarak ilginç bir düşünceyi aklımızdan geçirdiğimizde bu düşünceyi eyleme dökecek bilgi ,donanım ve cesaretten yoksun olduğumuzu görür yorum yapmaktan öteye geçip eylemde bir hayat yaşayamayız .düşündüğünü hayata uyarlayan nadir insanlar vardır.tarih kitaplarında ,coğrafyanın bir yerinde ,bu belki bir çobandır ,belki bir anne ,belki bir öğretmen .ne olursa olsun bir eylemde bulunmaktan korkmayan insanlar vardır …

zihin gelişimizmiz kadar duygusal gelişimimizinde yaşantımıza ve düşüncelerimize yön verdiğini düşünüyorum …bizler çoğunlukla duygularımızla ,kısmen mantığımızla harekete geçiyoruz …düşündüklerini hayata dökemeyen çoğu insanın ,duygularını,rahatlıkla eyleme dökmesi ne garip değilimi …bunu  her daim tv takip edebilirz …maç proglarımda,açık oturumlarda,dizilerde,hatta çizgi filmlerde dahil…yoksa bizi bilerek mi köreltiyorlar…yoksa biz düşünebilen varlıklar değilde iç güdeleriyle hareket eden varlıklarmıyız…



Sayfalar : [1] 2