Bildiğiniz gibi Atatürk, akşam yemeklerine ülkenin o günkü ünlü
bilginlerini, sanatçılarını, yazarlarını, komutanlarını ve devlet
adamlarını davet eder, geç vakitlere kadar ülke ve dünya sorunlarını
tartışırdı.
1931′in Ağustos gecelerinden birinde, Dolmabahçe Sarayı’ndaki
sofrasında bulunanlardan biri de milletvekili Dr. Reşit Galip’tir.
O gece Millî Eğitim Bakanı Esat Mehmet Bey, kız öğrencilerin kısa
etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun bulmadığını,
bu nedenle daha kapalı giyinmelerini bir genelge ile okullara
duyuracağını söyler. Bunun üzerine Dr. Reşit Galip:
"-Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi! Bu bir gericiliktir. Kadınlar eski
durumda yaşayamazlar. Devrimlerden en önemlisi, kadınlara verilen
haklardır. Başka türlü batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz. Bu
kokuşmuş kafayla devlet yürümez!" demesi üzerine, M. Kemal’in kaşları
çatılır:
"-Sözlerinizde hoşgörülü ve ölçülü olunuz." uyarısına karşın,
Dr. R. Galip:
"-Devrimci devrimcidir. Devrimci olmayan da devrimci değildir.
İnsanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Meclis’te
bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken,
böyle yaşlı kimseleri Millî Eğitim Bakanı yapmak hatadır." diye devam
edince, Gazi’nin kaşları iyice çatılır.
Yaşlı ve deneyimli M. E. Bakanı Esat Mehmet, geçmişte M. Kemal’in
öğretmenidir çünkü. Gazi’nin:
"-Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni
okutmuş olması, sence bir değer taşımıyor mu?" sorusuna Dr. R. Galip:
"-Kusura bakma Paşam, taşımıyor! Okuttukları içinde sizin gibi bir
devrimci çıkmış ama, kim bilir nice tutucu da çıkmıştır." cevabını
verir.
M. Kemal:
"-Bu masada hocama ve bir Millî Eğitim Bakanı’na hakaret etmenize izin
veremem." diye çıkışır.
"Bunun üzerine, herhalde Dr. R.Galip özür dileyerek susmuştur" diye
düşünüyorsunuz, öyle mi? Ama yanıldınız! Aksine:
"-Devrimleri korumak için sizden izin istemiyorum. Hatayı yapan siz de
olsanız, sizi de eleştiririm. Roz Nuvar’a verdiğiniz 15.000 liralık
kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz!" diye devam
eder .
Hayda!.. Paşa değil, Bakan değil, Meclis Başkanı değil… Sade bir
milletvekili, herkesin içinde Cumhurbaşkanı’ nın yüzüne karşı söylüyor
bunları. Olacak şey mi?
Gazi M. Kemal:
"Yoruldunuz, biraz dinlenseniz iyi olacak. Buyurun, biraz istirahat
edin!.." diyerek, nazikçe sofrayı terk etmesini ister Dr. R. Galip’in.
Herkes bu "saygısız milletvekilinin (!) hemen kalkıp gideceğini beklerken, O:
"-Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini
görüşüyoruz. Burada oturmak, sizin kadar benim de hakkımdır…" demesin
mi?
Böyle bir durumda, siz M. Kemal’ in yerinde olsaydınız, ne
yapardınız, bilemeyeceğim, ama o büyük insan:
"-Öyleyse, biz kalkalım!" diyerek gerçekten sofrayı arkadaşlarıyla
birlikte terk eder.
Gerçek "büyük insan" odur ki, güçlüyken, güçsüzler karşısında
sinirlerine hâkim olmayı bilir.
30′lu yılların ünlü liderlerinden ne Hitler yapabilmiştir bunu, ne
Stalin, ne de Mussolini…
"-Boş ver onları sen muhterem de, bu öykünün sonu nasıl bitmiş, onu
söyle sen bize." diyorsunuz, öyle mi?
"Doğal olarak, Atatürk gibi bir lider, Dr. R. Galip gibi bir
milletvekilinin kendisini küçük düşürmesini kabul edemez. Kim bilir,
bunun acısını ondan nasıl çıkarmıştır?" diye düşünüyorsunuz, değil mi?
Bakalım…
M. Kemal, sabah uyandığında, Genel Sekreteri Tevfik Bıyıklıoğlu’ndan Dr. R.
Galip’i sorar. Bıyıkoğlu, Ankara’ya gidecek kadar borç para
istediğini, bunun üzerine
25 lira verdiğini söyler. Gazi:
"-Bu durumda olan bir arkadaşa 25 lira mı verilir? Bari benim
hesabımdan birkaç yüz lira verseydin… Adamın parası yokmuş,
baksana!.. Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz
vermiyor. Parası yok ama, cesareti var…" der.
Birkaç ay sonra, R. Galip’in Ankara Radyosu’ndan bir konferans
vereceğini duyunca, o akşam hiç kimseyi çağırmaz ve sofra kurdurmaz.
Radyoyu açarak konferansı bekler. Konu: "Halkevleri ve Devrimler" dir.
Der ki R. Galip:
"Devrimlerimiz, Türk milleti’nin çektiği uzun çileler sonucu elde
edilen denemelerimizin fikir haline gelmiş kesin inancıdır. Her yerde,
herkese ve her şeye karşı onları savunacağız. Gerekirse babalarımıza,
çocuklarımıza karşı bile…" (*)
Bu sözleri duyan M. Kemal, rahatlamış olarak kalkar radyonun başından.
Birkaç gün sonraki sofrasında Dr. R. Galip’i sağına, M.E.B. Esat
Mehmet’i de soluna oturtur. Bir ara Doktor’un kulağına eğilip:
"-Yarın, Millî Eğitim Bakanı’sın!" diye fısıldar.
1933′teki "üniversite reformu"nu gerçekleştiren , Atatürk’ün yüzüne karşı:
"-Devrimleri korumak için sizden izin istemiyorum. Hatayı yapan siz
olsanız, sizi de eleştiririm." diyebilen bu insandır işte!
Bu olayın yaşandığı tarihten 75 yıl sonra, değil Atatürk’ü, kendi
partisinin liderini bile Dr. Reşit Galip’in çeyreği kadar eleştirebilecek kaç babayiğit tanıyorsunuz siz?
ASIL ÖNEMLİ OLAN VE MEMLEKETİ TEMELİNDEN YIKAN, HALKINI ESİR EDEN
İÇERİDEKİ CEPHENİN SUSKUNLUĞUDUR.
Mustafa Kemal ATATÜRK