Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Gülibrişim..İpek ağacı..

2 Aralık 2008 Salı Yorum yok »

İBRİŞİM ÖRMÜYORLAR…

Yeşil ve pembeyi birlikte sever misiniz?

Eğer cevabınız evetse bu ağacı mutlaka görmeniz lazım..Tabi görmediyseniz..

Ama ben biliyorum ki, büyük ihtimalle gördünüz…

…………………….

Gülibrişim

 

Gülibrişim (Albizia julibrissin), baklagiller (Fabaceae) familyasından 15 m’ye kadar boy yapabilen küçük bir ağaç. İkili tüysü yapraklar karşılıklı dizilmiştir.

Çok sayıda küçük yaprakçık bulunur, yaprak kenarları düzdür. Erdişi çiçekler pembe renklidir; çiçekler yaz ortasında (Temmuz ayında) açar. Polenleri alerjik reaksiyona neden olabilir.

Bakla tipi meyve görülür. Asya (İran) kökenli bir bitki olmasına rağmen kışa dayanıklıdır, -15 dereceye kadar soğuğu kaldırır.

İsmi: 1749 senesinde bu ağacı İstanbul’da görerek Floransaya götüren Filippedel Albizzi’ye ithafen yurt dışında ağaca Albizia adı verilmiştir. "Julibrissin" ise basitçe "Gülibrişim" kelimesinin bozmasıdır.

…………………….

http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BClibri%C5%9Fim

……………………..

Gülibrişime ipek ağacıda deniliyormuş. Bence o da çok uygun..

O kadar güzel çiçekleri var ki, rüya gibi.

İnsan dokunmaya kıyamıyor, zarar göreceği endişesiyle..İncecik ipliklerle pembe pembe tül çiçekler yapılmış gibi..

Gülnisa’nın teni, elleri gibi..

Birazda insan gönlü gibi..Ne hassadır değil mi?

Bazan tek bir gülüş, tek bir bakış veya sözle dünyanın en mutlu insanı oluverir bazanda, bir tek bakışla mutsuz olur hayatınızdan bezersiniz..

Çok kırılganız aslında, en güçlü görünenlerimiz bile..

Ve gönlümüz, o bir sırça köşk gibi..

Ne alınganız aslında.Küsünce kapanan çiçekler gibi..

Mutluyken ışıl ışıl yanarız..

Çiçekler bize çok benzediği için mi severiz onları, yoksa biz mi onların güzelliğine öykeniriz..

Bir dal çiçekle çiçek açar, düşen yaprakla hüzünleniriz..

Bu gülibrişim çok ince yürekli insanları da getiriyor aklıma..

Hem güçlü ağaç gibi, sabırlı, istikrarlı..

Hem incecik yüreği duyarlı, kelebek gibi..

Yorum sizin..Çiçek ve ağacı bu..

Gönül dolusu sevgiler hepinize..

…………………..

 

Kasım ayı çıkmadan..Kasımpatı yeniden..

1 Aralık 2008 Pazartesi 8 Yorum »

YİNE AYLARDAN KASIM…

Ne yazsam bilmiyorum ki..Hani ağzında bir pas tadı duyar ya bazan insan, öyle hissediyorum

…………………….

KASIMPATI

Krizantem (Chrysanthemum), veya Kasımpatı yaklaşık 30 tür barındıran, Asteraceae familyasına bağlı bir cinstir. Asya ve kuzeydoğu Avrupa‘ya yerlidir.

Otsu, yıllık bitkiler olan Chyrsanthemum türleri, yaklaşık 50-150 cm yüksekliğindedirler. Büyük çiçek başlarına sahiptirler, yabanileri beyaz, sarı veya pembe renkler gösterir.

Chyrsanthemum türleri bazı Lepidoptera türlerinin larvaları tarafından yiyecek olarak tüketilir.

Tarihçe

M.Ö. 15.yüzyıl kadar erken bir tarihte dahi Çin‘de krizantem bir çiçekli bitki olarak ekilmekteydi. Antik bir Çin kenti Chu-Hsien olarak adlandırılmıştı, bunun anlamı "kasımpatı kenti"dir. Çiçek Japonya‘ya büyük ihtimalle M.S. 8. yüzyıl dolaylarında getirildi. İmparator çiçeği resmi mührü olarak kabul etti. Japonyada çiçeğin kutlandığı ve "Mutluluk Festivali" olarak anılan bir festival bulunmaktadır.

Çiçek Batı’ya 17. yüzyılda getirilmiştir. Carolus Linnaeus tarafından adlandırılan çiçeğin isminin kökeni, Yunanca chrys- ("altın") eki ve -anthemon ("çiçek") sözcüğüdür.

Dekoratif Kullanımlar

Modern kasımpatılar yabani akrabalarından çok daha göz alıcı. Çiçekler birçok farklı form ve renkte olabilir. Ayrıca bu cins geliştirilmiş birçok hibrit ve binlerce çeşit barındırır. Geleneksel sarı rengin yanı sıra, beyaz, mor ve kırmızı renkleri de görmek mümkündür. En önemli hibrit Chrysanthemum x morifolium (sin. C. x grandiflorum); büyük oranda C. indicum`dan türemiş olsa da diğer türleri de içerir.

Avrupa‘daki bazı ülkelerde ve Japonya’da, krizantemler ölümü sembolize etmekte ve bu nedenle sadece cenaze törenlerinde ve mezarlara koymak için kullanılmakta. ABD‘de çiçek genellikle olumlu ve neşeli görülür.

………………………………………

http://tr.wikipedia.org/wiki/Krizantem

……………………………………….

 

 

 Kasımpatının kokusuda değişiktir değil mi?

Hani gülün, menekşenin  veya yaseminin çarpıcı, nasıl derler iç bayıltıcı veya parfüm şişelerinin üzerinde yazdığı gibi, baştan çıkarıcı bir kokusu yoktur onun..

İyimi kötümü,  tam anlayamadığınız durumlarda kullanılan bir ifadeyle değişiktir kokusu, tam anlamıyla..

Sevedebilirsiniz ama, sevmemenizde ihtimal dahilinde..

Ben çok sevenlerdenim kendi adıma.

Ve çiçek için gitmişsem çiçekçiye mutlaka kasımpatı, özellikle beyaz kasımpatı alan biriyim..Birazda paptya niyetine..

Sokaklarda en çok satılan çiçeklerden de biri o..

Ilıman iklimlerde, evlerin bahçelerinde açan..

Mütevazi..Hoş, gösterişli..Bir çiçekte daha ne aranır ki..

Ben çok seviyorum kasımpatıları..İlkokulda 10 Kasımlarda okunan şiirleri, henüz çok yolun başında bir öğrenciyken, öğretmenim sorduğunda adını, çekinerek, yanlış biliyor olduğum endişesiyle verdiğim cevabı… Çıkmakta olan kasım ayının belkide tüm ömrümce yaşadığım en farklı kasım ayı olduğunu düşünüyorum ..Belki bir sonraki kasım hiç olmayacak veya kimbilir neler değişecek insan hayatında..Onuda bilmiyorum ki..

Bugün bir şey okudum insana dair, insanın kısıtlı yaşam süresi ve mutlaka ölümle sonuçlanacak hayat mücadelesi..

Ama bitmeyen iki şey var deniliyor, hatta ölümden sonraya uzanabilen hırsları, ümitleri..

Kasımpatı güzel çiçek gerçekten..yabanisi, kültürü hiç fark etmez..

Şimdi o yabani olanlarının yanında olmak, bir örtü yaymak , insanı en kadar dinlendirir orada sadece dolaşmak ve oturmak bile..

Aslında şimdilerde en çok buna ihtiyacım var..

…………………………………

Not:Yazı Kasım ayında yazılmıştır..Yayını gecikmiştir biraz..

 

Sarı Gül….

27 Kasım 2008 Perşembe 14 Yorum »

ADIM ADIM ÜMİT VERDİĞİM YOLLAR..

GÖNÜL İSTERDİ Kİ BÖYLE BİTMESİN…

Çocukluğumdan beri çok sevdim sarı gülleri..

Neden bilmiyorum ama, kendime bile itiraf edemesemde sanırım o en çok sevdiğim çiçekti..

Bloğa yazmaya ilk başladığım günden beri hep yazmak istedim  onu..

Ama sarı güle çok kötü bir anlam yüklemişlerdi..Değerli büyüklerimiz..

"Ayrılık" sarı gülle simgelenmişti..

Ben blog yazmaya başlayalı epey bir zaman oldu..

Benim için inanılmaz eğlenceli, dinlendirici ve çok da öğretici bir deneyimdi bu..Kendimi yorumlarınızla hep iyi hissettim..

Hiç birinizi ayıramıyorum beni ve yazdıklarımı seven sevmeyen..

Çok teşekkür ediyorum hepinize içtenlikle..

Ben şimdilik yazmak istemiyorum artık..

Sanki bana göre değil gibi..

Bu bir veda yazısı..

Sarı güle haksızlık oluyor belki ama, size onunla veda ediyorum..

Gidişimi merak eden olursa diye bu yazı..

Hakkınızı helal edin..

Hoşçakalın…

İyi bakın birbirinize..

Ben çok sevdim hepinizi..

Çiçekler ve özellikle sarı güller beni hatırlatsın size..

……………………………..

Kestane sever misiniz?

27 Kasım 2008 Perşembe 7 Yorum »

Milliyet Business, 11 Kasım 2003

 

DÜŞEN BİR YAPRAK GÖRÜRSEN…

Bugün başka bir şey yazmayı düşünmüştüm aslında..Ama onu yarına erteledim..

Kestaneyi yazayım, dedim..

Bilmiyorum kestane sevmeyen insan var mıdır?

Kendi adıma çok severim, görmeyi bile..İçimi ısıtır nedense..

Ülkemizi anlatan yabancı sitelerde hep onun resmine rastlıyorum..

Sanırım başka bir ülkede yok, köşe başlarında kestane  satıcıları..

O da kültürümüzün çok güzel bir parçası..

………………………………..

KESTANE

Kestane, kayıngiller (Fagaceae) familyasından Castanea cinsini oluşturan ağaçların ve bu ağaçların yenilebilen tohumlarına verilen ad

 Tohumları Güney Avrupa ile Güneybatı ve Doğu Asya‘da yaygın olarak tüketilmektedir.

Orta çağlarda Güney Avrupa’da yeterli buğday ununa sahip olamayan orman toplulukları temel karbonhidrat kaynağı olarak tamamen kestaneye bağlı kalmaktaydılar.

Tohumlar, ateşte közlenmiş, haşlanmış veya suda kaynatılmiş olarak tüketilir.

İlkine çoğunlukla ‘kestane kebap’ denilmektedir, bu yöntem, kestane tohumları üst kısımları hafifçe çizildikten sonra, 200-220 °C ısıda 10-15 dakika süreyle fırına verilek hazırlanır.

Kestane aynı zamanda bazı çörek, kek ve pasta çeşitlerinde de kullanılmaktadır.

Ayrıca özellikle Bursa ilimizde ve İzmir ilimizin Ödemiş ilçesinde ki (Bozdağ) dağın da Kestane Şekeri adıyla bilinen bir tatlı çeşidi de çok sevilmektedir ve oldukça büyük miktarlarda üretilmektedir.

………………………

http://tr.wikipedia.org/wiki/Kestane

…………………….

Aslında şimdi yazarken fark ettim, başka bir şey yazacaktım yarına erteledim dedim..Sanki yarın varmış gibi..

Yarın kimseye söz verilmemiş ki?

Aklıma bir film adı geldi.. "Yarın, artık bugündür"..

Yarın diye bir şey yok aslında.Ama, var kabul etmesekte tutunamıyoruz hayata öyle deği mi? Hayat kaygan bir ip gibi elimizde….

Yarının var olduğunu kabul ettiğimzde bile, zorken yaşamak ya birde olmadığı düşüncesine saplı kalınsa..

Hem iyi, hem kötü belki..

Aslında hayaleri gerçekleştirilmek için çok beklenmemeli..

Hani kestane ile ne bağlantısı var diyenler için..Kestanede, sıcak yenilir değil mi?

Soğuk hali iyi değildir sanki..

Konu kestane olduğunda yazacak çok şey var tabiki, çocukluk yıllarının yanan soba üzerinde kestane pişirilen geceleri, aile henüz tam ve dağılmamışken kurulan gelecek hayaleri..Çoğu küçük şeyler…Bir bardak çayın yanında bazan el ağız yanarak yenilen o lezzetin, insanı taşıdığı derinlik nasıl anlatılır ki..

Anıların sıcaklığında, hep o kestane tadı..

Çok soğuk şehirlerde, yürünürken uzun mesafe koşturarak, alınan küçük bir kestane paketinin ele ve ruha yaydığı sıcaklık nasıl unutulur ki..

Sonbaharın bütün hüznünen rağmen köşe başlarında beliren kestaneciler hangimizi mutlu etmez..

Sonbaharı güzel kılan temalardan biri gibi..

Bir şeyide anlatmadan geçemeyeceğim..Her zaman kestane aldığım bir satıcı, yarım kilo istediğimde mesela, kıyamayıp benim parama, o çok olur abla, sana bu kadar yeterli demesi..Nasıl bu kadar tok gözlü olabiliyor bazı insanlar. Satıp hepsini soğukta evine gitmek varken, bu ayrı bir insan gurubu..Keşke çoğunlıkta olsalar..

Ağacı, tatlısı, şekeri her şeyi ayrı güzel..

Üstteki kestaneler benden size..

Sakın pas geçemeyin kestaneyi ve hayallerinizi..

Selamlar, sevgiler..

………………………………

Çiçek nedir?…

26 Kasım 2008 Çarşamba 23 Yorum »

OY DİLSİZİM, OY GÜLMEZİM,

YAĞMUR YÜREKLİM…

Yazdığım yazının altına arkadaşım o kadar güzel bir çiçek tanımı yapmış ki, onu sizinle paylaşmak istedim.

…………………

Çiçek

Çiçek renktir, tabiatta ölçülü âhenktir,
Çiçek kokudur, nakış nakış dokudur,
Çiçek arıya baldır, yapraktır daldır,
Çiçek bitkilerin tâcı, dertlerin ilacıdır,
Çiçek tohumdur, meyvedir, şaire ilhamdır,
Çiçek yaratıcının sanatı, mahlûkatın mir’atıdır,
Çiçek âşıkların gülü, duyguların dilidir,
Çiçek tevhidin lâlesi, seven gönlün hâlesidir,
Çiçek zülfün sünbülü, çiçek çemenin tülüdür,
Çiçek yârin bakışı, nergisin mestân nakışıdır,
Çiçek karanfilin tütsüsü, çeyizin süsüdür

(Alıntı)

……………….

Teşekkür ettim Gülnisa’nın annesi..Yüreğinin güzelliğini bizimle paylaştığın için..

Zaten burada olmamızın asıl sebebi, bu değil mi?

Paylaşmak duyguyu düşünceyi..

En önemlisi yalnızlığı belki..

Beğenmiş olmanız dileğiyle..

……………

İnci çiçeği..

25 Kasım 2008 Salı 11 Yorum »

AĞLAMAK GÜZELDİR,

SÜZÜLÜRKEN YAŞLAR GÖZÜNDEN

SAKIN UTANMA…

O kadar güzel bir çiçek ki..Altına hiç bir şey yazılmasada olur bence..

Bir kibarlık ve zarafet anıtı sanki..

Mini mini, çıtı pıtı..

Adı üstünde "İnci çiçeği"..Ya da "Müge"..

Her ikiside yakışıyor değil mi?

……………………..

İNCİ ÇİÇEĞİ, MÜGE  (Convollaria)

Nemli, gölge ağaç altlarını çok seven müge, iri yaprakların arasında çıtı pıtı beyaz kokulu çiçekleriyle çok zarif bir bitkidir.

Rizom denen etli kökleri toprak altında dallanarak çoğalır.

Gölge alanlarda yer örtücü olarak kullanılabilir. Çizgili yapraklı ve pembe çiçeklileri de mevcuttur.

Kökleri kasım ile mart arası 2,5 cm derinlikte ve  10 cm aralıklarla dikilir. İlkbaharda çiçek açar. Suyu çok sever.

……………..

 Çiçeğin, yabancı bir dilde gözyaşı anlamına geldiğini de okudum..Çok yakışmış bence..Müge ve gözyaşı.

Önce üzüldüm, mügenin gözyaşıyla anılmasına, ama sonra değiştirdim fikrimi..

 Hakikaten güzel ikili, ne denir ki..

Gözyaşı, kötü bir şey değil ki ayrıca…

Sadece üzüntüden ağlamaz ki insan..Ayrıca, üzüntüden ağlamak da, kötü bir şey değil gerçekte..

İnsanın ruhunun yıkanması..Tıpkı elin, yüzün, bedenin yıkanması gibi, ruhunda yıkanması gerekir..Onunda yolu belli..

Ağlamak..

Öyle çaresiz durumlar vardır ki, ağlamaktan başka bir şey gelmez elinizden, o da bir şeye çare olmaz ya, ayrı konu..

"Gözyaşı ve inci çiçeği".

Gözden farkında bile olmadan akması yaşların, damla damla inci taneleri gibi. Dizi dizi..Ama ferahlarda insan, sanki üstünden bir yük kalkar, öyle değil mi?Bence çok uygun bir yakıştırma..

Hayat öyle durumlarla çıkar ki bazan insanın karşısına, akıl almaz bir türlü..

Hiç bir zaman, her şey net değil ki..

Veya size sunulan doğrular sizi mutlu etmez ki..

 Acaba diyorum yanlış mı yönlendiyoruz kendimizi?..

Mutluluk nedir aslında..Bize ilk okuldan başlayarak, ne öğretmeli sevgili öğretmenlerimiz..

Yaşamak için bir iş, sağlığımızı korumak için dengeli bir beslenme, çevreyi koruma  ve bunun gibi şeyler mi sadece?..

Ve şöyle mi demeliler aslında?..

"Mutluluk diye bir kavram var aslında, ama kimse bilmiyor tam olarak ne olduğunu..Sende kurcalama fazla, kuralları bozma, yaşa ve git usulünce..

Küçük bir ihtimalle de, kısa bir süreliğinede olsa karşına çıkarsa, kıymetini bil..Sakın harcama"..

Evet sevgili müge çiçeği, bu ne güzellik bu ne anlam güzelliği..

Bir şey daha hani şu , "erkekler ağlamaz" lafı..

Erkekler insan değil mi?

Bu kadar insani bir duygudan yoksun olsun..

Bütün ünlü şairler, aşağı yukarı erkek değil mi?

Ağlamak sadece hanımlara özgü bir ayrıcalık olmamalı..Ana olmak yeterli bir ayrıcalık bence..

Ve ağlamak çok da yakışır bazan insana, en güzel süslerden bile..

Ama yinede gözyaşlarınız mutluluktan olsun diyorum..

Müge çiçeği gibi…

……………………

Öğretmenlerime sevgilerimle..

24 Kasım 2008 Pazartesi 8 Yorum »

İLK ÖĞRETMENİN KİM SENİN, KİM ÖĞRETTİ ALFABEYİ?

Bugün 24Kasım Öğretmenler Günü..

Aslında karşıyım böyle özel gün kutlamalarına..Ve hayatımızda çok önemli bir yere sahip insanların sadece bir gün anılmasına..

Bir şeylerin değerini kaybettiğimiz zaman anlamaya ama, ne yaparsınız ki öğretmenler günü için bir şeyler yazmadan geçemedim..

Onlar nasıl anlatılır ki..

Hepimizin hayatında öğretmenlerimizin yeri büyük değil mi?

Ben henüz çok küçükken, birazda kendi kendime öğrenmiştim okumayı..

Ablam başlamıştı okula, onun dersleri ve öğretmeni benim en büyük merakımdı..O da meraklıydı öğretmenliğe..Üstelik çok da yetenekliydi..

Onun öğretmeni, dolaylı olarak biraz benimde öğretmenim oldu..Benimkine çok iş bırakmadı..

Sonrasında farkında olmadan bana bir iyilik daha yaptı..Uzak bir şehirde çalışmak istediğimde, ailemi de o ikna etti.

Çok iyi öğretmendi ve kendi çocukları okumamıştı maalesef..

"Mum, dibine ışık vemez" tezi biraz doğru sanırım..

Ama bizde onun çocukları sayıldığımıza göre, çok kişinin okumasına vesile oldu..

Yaşıyor mu bilmiyorum ama, kendini minnetle anıyorum..

Sonra diğer öğretmenlerim..Genç yaşta kaybettiklerim de oldu..Onları dualarımdan hiç çıkarmadım..Özellikle birisi, sevgili Tarih öğretmenim..

Kendisi bugün bile, her haliyle aklımda..Ne güzel bir insandı..

Tarihi çok sevdiğim için mi çok sevdim kendisini, yoksa Tarih merakım onunla mı alakalı çözebilmiş değilim, bugün bile..

Hayatımda derin izler bıraktıkları kesin..

Bir düşüncemi daha paylaşmadan geçemeyeceğim..Öğretmenlik sadece bir diploma alınınca, yapılabilecek bir iş değil bence..Kimse alınmasın ama, öğretmenliğin sanatsal bir yanıda var kesinlikle..Herkes bu yüzden çok başarılı olamıyor öğretmek işinde..

Öğretmenliği, sadece para kazanılacak bir iş gibi değil de, bu şekilde algılayan kişilere gelince onları bütün yüreğimle selamlıyorum işte..Hakkını vermek meselesi..

Okumak, öğrenmek ve hatta öğretmek benimde en büyük merakım oldu zaman içinde..Bazılarını insan gibi değil, başka bir şey gibi gördüm hatta..İnsanla, mitolojik kahramanlar arası birşey..

Hani ilk okulda çocuklara ne olacağı sorulduğun da, çoğu "doktor" ya da "öğretmen" der değil mi?

Bende öğretmen olmayı çok istedim bir dönem..

 Bana hep çekici geldi..

Sonuç da benimde çok sayıda öğretmenim oldu..Halı dokur gibi, ilmek ilmek dokudular bizi, yerine göre anne-baba, yerine göre arkadaş oldular bize..

Bilmediklerimizi öğrettiler, bıkmadan, yorulmadan ve sabırla..

Ödülleri daha çok sevgiydi, saygıydı, en çokda bizi başarmış görmek..

Her biri bir tuğla koydu, biz hayatımızı inşa ederken..

Hepsinin hakkı vardı üzerimizde..

Buradan hepsini sevgiyle anıyor, en içten duygularımla kutluyorum tüm öğretmenlerimizi..

Saygılarımla

……………………..

Sevgi Üzerine..

22 Kasım 2008 Cumartesi 12 Yorum »


Devamı için tıklayınız »

Dört yapraklı yonca..

21 Kasım 2008 Cuma 10 Yorum »

SEVGİ KUŞUN KANADINDA…

Dışarda çok hızlı bir yağmur yağarken, kar geldim geliyorum derken, yoncayı yazıyorum..

"Uğur getirsin" diye..

……………………………..

Yonca Bitkisi;

Açık yeşil renkte yaprakları olan güzel çiçekli ve hoş kokulu bir bitkidir. İçeriğinde bol miktarda bitkisel protein bulunur. A, B grubu, C, D, E Ve K vitaminlerini içeren yonca vitamin bakımından oldukça zengin olmasının yanısıra, başta kalsiyum olmak üzere mineraller açısından da zengin bir besindir.

Yoncanın Faydaları;

İştah açıcıdır. Besin değeri oldukça yüksek bir besin olan yonca vücuda kuvvet ve enerji verir. Bu özellikleriyle kansızlık çekenlere faydalıdır. Anne sütünü arttırmakya yardımcı olur. Romatizma ağrılarını giderir. Kandaki kolesterol düzeyini düşürücü etkiye sahiptir. Şeker hastalığında da faydalıdır. Ayrıca kan ve ciğeri temizler.

Yonca Bitkisi Nasıl Kulanılır?

Yaprakları ve kökleri kullanılır. Çayı yapılabilir. Hayvanlarda et ve süt verimini arttırdığı için hayvan yemi olarak kullanımı yaygındır.

……………………..

 

 http://tr.mydearbody.com/sifali-bitkiler/yonca-bitkisi.html

…………………………

Dönelim yeniden yoncamıza ve yağmurlara..

Yağmurlar çok yağsın bu yıl ve karda öyle diyeceğim ama, bir yandan da dilim varmıyor..

Öyle şehirler tanıdım ki, bir gün soba yanmasa duvarlar bile dokunulmaz oluyor..

Terlikleriniz yere yapışıyor..

Nefes almakta zorlanıyorsunuz soğuktan..

Beş dakika bekleseniz dışarda, nefesiniz kaşlarınızda damla damla donuyor..

Yaşamak çok zor bu şehirlerde, hele yoksa ekonomik gücünüz..

Kar yağsın istiyorum, bereket diye ama, içim acıyor bir yandan düşününce soğuğu ve yokluğu bir arada..

Ne kötü bir ikili..

En kötüsü ise bu ikiliye umutsuzluğun eklenmesi..

En iyisi diyorum gerektiği kadar yağsın herşey..Yerli yerince..

Bir yonca koydum bugün bu sayfaya.."Uğur olsun"..

Bir yonca koydum bugün sayfama bereket olsun..

Yonca yaprağımı her gören bir dilek tutusun..

İnsanın tek bir dileğinin olsun gerçek olduğu, bir gün olsun..

Böyle bir gün herkes için olsun..

Bir dilek tutun lütfen..

Cumanız hayırlı olsun, ömrünüz bereketli olsun..

………………..

 

Nazlı Hezaren çiçeği …….

20 Kasım 2008 Perşembe 18 Yorum »

 

DEĞDİ SAÇLARIMA BAHAR GÜNEŞİ…

Pek bilindik bir çiçek değil bu..

Biraz eskilerden..

Ama ben biliyorum çiçeği..

O anneannemin en çok ektiklerinden..

……………………………….

Nazlı Hezaren çiçeği

 Renk renk çiçekleri başakları andırır. Ranunculaceae düğün çiçeğigiller ailesindendir. Kırılgan dalları ve narin çiçekleri rüzgardan korunmak ister unutmayın. 

 ………………………………..

Delphinium

Delphinium, düğün çiçeğigiller (Ranunculaceae) familyasından bir bitki cinsi. Ayrıca hezaren ve saray çiçeği olarak da bilinir.

Anadolu‘da bulunan 30 kadar Delphinium türü vardır. Bir kısmı üzerinde kimyasal araştırmalar yapılmıştır.

Tohumlarından önemli alkaloidler elde edilmektedir.

Tamamen olgunlaşmis olan tohumları toplanır ve güneşte kurutulur. Tohumlarında uçucu ve sabit yağ ile alkoloidler bulunmaktadır.

Tohumları çok zehirlidir.

Veterinerlikte vücut parazitlerini öldürmekte ve ayrıca balık zehiri olarak da kullanılmaktadir.

………………………………..

 http://tr.wikipedia.org/wiki/Delphinium

…………………………….

O benim yaşlı anneannemin en sevdiği çiçekerleden biriydi..Ona göre adı "halep sümbülü" idi..

Sadece bu bile, bu çiçeğin yerini gönlümde çok özel yapmaya yetiyor..

Yazın çocuk umutlarımla koştuğum bir bahçede, kuyudan çekilen sularla sulanan bir çiçek bu benim için..Morlu, beyazlı ve pembeli..Hepsi bir arada..Soft bir gökkuşağı gibi..İçlerinde iri peyaz papatyalarla birlikte..

Keşke zamanı geri almak mümkün olsa bir tek günlüğüne bile..

Arkada görkemli ceviz ağacı..Ve ki katlı taş bir ev..

Bütün kış okula gidip gelirken, oraya gitmek en büyük hayalimdi..

Geceleri birazda korkardım gerçi, büyük ahşap merdivenlerden asla aşağı inemezdim mesela..

Ama günün ışımasıyla birlikte, kavuşurdum yeniden çiçekler ağaçlar ve hatta karınca yuvalarından oluşan o rüyalar alemine..

O çiçeklere dokunabilse ellerim..

Yeniden koklayabilsem..

O dut ağacından meyve yiyebilsem yeniden, kirazları takabilsem kulaklarıma..

Ve umutlarım ve gelecek hayallerim..

Çiçek çok güzel gerçekten, en azından benim için öyle..Görende varsa bana hak verir mutlaka..

O da son yıllarda pek görünmeyenlerden..

Ama o benim anılarımda, çok özel bir yerde..

Anneannemi hatırladığım, yani yaşadığım  sürece..

………………………

Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.